wordpress-seo domain was triggered too early. This is usually an indicator for some code in the plugin or theme running too early. Translations should be loaded at the init action or later. Please see Debugging in WordPress for more information. (This message was added in version 6.7.0.) in /home/gencklavye/public_html/wp-includes/functions.php on line 6170The post Hashtag Nedir? Nasıl Kullanılır? appeared first on Genç Klavye.
]]>Evet, artık her yerde duyduğumuz hashtag nedir, açıklayalım. Hashtag, sosyal medyada dikkat çekmek istediğimiz bir kelime ya da bir konuyu # sembolü ile beraber kullanmaktır. Hayatımıza Twitter sayesinde giren hashtag ile ana haber bültenlerinden dizilere kadar her yerde karşılaşıyoruz. Örneğin; ana haber bültenlerinde o günün hashtag’i veriliyor. Siz de Twitter’da o hastag’i kullanarak tweet attığınızda ana haber sunucusu sizin yazdığınız tweeti görebiliyor. Özellikle dikkat çekmek istediğiniz bir konu ya da olay varsa; hashtag, televizyona ulaşmanızın dolaylı olarak da büyük kitlelere ulaşmanızın bir yoludur.
Hashtag iki farklı amaç için kullanılır;
Günümüzde birçok kişi eğlence amaçlı da kullanılıyor ancak hashtag amacı dışında kullanıldığı zaman sosyal medya hesaplarınıza herhangi bir fayda sağlamayacaktır. Mizah amaçlı, o an okuyanları gülümseten iletilerden öteye gidemez.

Sosyal medya güçlü bir mecradır. Günümüzde basın yayın yolu ile haberdar olamadığımız birçok konu, sosyal medya sayesinde gündemimize girebilmektedir. Hashtag kullanmak da sosyal medyanın gücünü doğru ve mantıklı şekilde yönlendirmenizi sağlamaktadır. Hashtag, Twitter ile hayatımıza giren bir kavram olsa da şu anda tüm sosyal medya uygulamalarında hashtag kullanılıyor. Her mecraya göre hashtag kullanmanın amacı da farklı diyebiliriz. Yazımızın devamında kullanıcılarının en fazla hashtag kullandığı sosyal medya mecralarını detaylı bir şekilde anlatacağız. Ancak genel olarak neden hashtag kullanmalısınız yakından bakalım;
Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi hashtag’in ne olduğunu Twitter ile beraber öğrendik. 2006 yılından beri Twitter’da kullanılan hashtaglerin etkisi her geçen gün de artıyor. Hashtag kullanmak, şu anda kamuoyu oluşturmak için televizyon programları kadar etkili bir yöntem. Ancak Twitter’da hashtag kullanmanın da birkaç detayı bulunuyor. Yapılan araştırmalara göre;
Yani ne kadar az hashtag o kadar çok etkileşim! Ayrıca tweet’iniz ile alakasız hashtag’ler de hesabınızın değerini düşürmektedir. Bu nedenle dikkat çekmek istiyorsanız gündemde yer alan hashtag’leri kullanarak gündeme dair tweet’ler atmalısınız.

Instagram’da hashtag kullanımı tartışmalı bir konu. Algoritmasını sürekli değişen Instagram’da hashtag kullanımı ile ilgili sosyal medya uzmanları da ikileme düşüyor. Bir kısım sosyal medya uzmanı her gönderide hashtag bulunmalı derken; bir kısım da “Hesabınız uzun süredir varsa kullandığınız hashtagler etkileşiminizi düşürür” diyor. Bu konuyu biraz daha detaylı anlatalım. Instagram’da her gönderide hashtag kullanımı gerekir diyenler şu konuların altını çiziyor:
Instagram’da hashtag kullanımı konusunda farklı düşünen sosyal medya uzmanları ise şunları söylüyor;
Yukarıda da gördüğünüz gibi Instagram’da hashtag kullanımı hassas bir konu. Eğer büyütmeyi düşündüğünüz bir Instagram hesabınız varsa bu detayları kendi özelinizde incelemenizi öneririz. Deneme yanılma yöntemi ile gönderilerinizi paylaşın ve hangi yöntem size daha fazla etkileşim sağlıyorsa o yöntemi kullanın.

Güçlü sosyal medya platformlarından biri de biliyorsunuz ki Pinterest. Özellikle de ürün satışı yapan kişi ve firmalar tarafından tercih ediliyor ve aktif bir şekilde kullanılıyor. Dijital pazarlamanın öneminin arttığı bugünlerde Pinterest’te yapılan her paylaşım da oldukça kıymetli. Sosyal medya uzmanlarına göre Pinterest’teki gönderilerinize maksimum 20 adet hashtag kullanmalısınız. Ve yine yazdığınız hashtaglerin gönderinizle alakalı olmasına özen göstermelisiniz.
Sosyal medyada kullanacağınız en iyi hashtagleri nasıl bulacağınızdan da bahsedelim. En iyi hashtagler için açılmış web siteleri bulunuyor ancak bu sitelerde yer alan hashtagleri kullanmanın size bir faydası olmayacaktır. Hesabınız için en iyi olan hashtag’i siz araştırarak bulursunuz. Hedef kitlenizi tanıyarak, onların beklentilerini tespit ederek ve sonucunda da SEO çalışmalarınızı yaparak.
Diyelim ki, çiçeklerle ilgili bir Instagram hesabınız var. Kullanacağınız hashtagler çiçek seven kişilerin yani sizin hedef kitlenizin arama yapacağı kelimelerden oluşmalı. Örneğin; #çiçeksever #çiçekbakımı #kaktüs #flower #flowerlovers gibi hashtagler sizin gönderileriniz için uygun olacaktır. Burada önemli olan bir diğer nokta da; gönderi sayısı daha az olan etiketleri kullanmaktır. Instagram arama butonuna kelimeleri yazdığınız zaman yan tarafında o hashtag ile ilgili kaç adet gönderi paylaşıldığı yazar. Milyonlarca gönderi paylaşılan bir hashtag kullanmak yerine, 10 bin-50 bin arası bir hashtag seçmek sizin için daha faydalı olacaktır.
Twitter’da en iyi hashtagleri ise gündemi takip ederek bulabilirsiniz. Uygulamayı açtıktan sonra arama butonuna bastığınız zaman o an gündemde konuşulan güncel hashtagler karşınıza çıkacaktır. Siz de o gündeme dair ilgili tweet yazar ve hashtag kullanırsanız, hesabınız listede görünür ve diğer kişilerin ilgisini çekersiniz.
En iyi hashtagleri araştırarak bulabilirsiniz. Unutmayın sizinle alakasız ve çok fazla sayıda kullanılan hashtagler size fayda sağlamaz. Aksine hesabınız spam olarak görülür, gönderileriniz ilgili kişilere gösterilmez, bunun sonucunda da hesabınızı organik olarak büyütemezsiniz.

Hesabınızı riske atan durumlardan biri de Instagram tarafından engellenmiş olan hastag’leri gönderilerinizde kullanmanızdır. Amacını aşan, toplumu olumsuz yönde etkileyen bazı hashtagler Instagram tarafından engellenmektedir. Yakın dönemden örnek vermek gerekirse; Instagram Covid 19 aşısı ile ilgili aşı karşıtlığı olan hashtaglerin engelleneceğini belirtmişti. Cinsel içerikli kelimeler de Instagram’ın engellenen listesinde yer alıyor. Engelli hashtag listesi elbette ki çok uzun, hepsine burada yer vermemiz mümkün değil; ancak siz bir hashtag’in engelli olup olmadığını şu şekilde anlayabilirsiniz;

Hashtag simgesi (#), iki yatay ve iki dikey çizginin birleşiminden oluşan, kareye benzeyen ve adına “number sing” denilen semboldür. Telefondan içerik hazırlarken telefon klavyesinde bulmak oldukça kolaydır. Ancak bilgisayardan bir gönderi yazdığınızda bulmanız biraz zor olabilir çünkü tek tuşla yazılmıyor. Bilgisayardan hashtag simgesi yazmak için “Alt Gr ve 3” tuşlarına aynı anda basmanız gerekiyor. F ve Q klavyelerde aynı şekilde yazılan hashtag simgesini “3” rakamının yer aldığı tuşun üzerinde de görebilirsiniz.
Hashtag nedir ve nasıl kullanılır, sizlere aktarmaya çalıştık. Yazımızın içerisinde yer alan bilgileri kullanarak sosyal medya hesaplarınızı daha verimli ve hızlı bir şekilde büyüteceğinize inanıyoruz. Hashtag kullanımı, sosyal medyadaki varlığınız için elbette ki çok önemli ancak size fayda sağlayacak hashtag’leri araştırarak bulmalısınız. Sizinle ilgisi olmayan, sadece popüler olan hashtag’leri kullanmak size fayda sağlamayacaktır.
Şu yazılarımızda ilginizi çekebilir;
Instagram Video Nasıl İndirilir?
YouTube Video İndirme Nasıl Yapılır?
Türkiye’nin En İyi Blog Siteleri
The post Hashtag Nedir? Nasıl Kullanılır? appeared first on Genç Klavye.
]]>The post Dijital Pazarlamanın Geleceği appeared first on Genç Klavye.
]]>Dijital pazarlama, gelişen teknoloji ürünleri olan akıllı telefonlar, tabletler, bilgisayarlar veya oyun konsolları gibi elektronik cihazların kullanılması ile iş ortakları ve tüketiciler arasında bir bağlantı kurmayı sağlamaktır. Aynı zamanda dijital pazarlamayı bir markanın veya kuruluşun e-posta veya diğer sosyal ağlar aracılığı ile gelişimini sağlayan bir süreç olarak da tanımlayabiliriz. Birçok markanın ve kuruluşun kendini geliştirmede oldukça önemli bir yol kat ettiği dijital pazarlama radyo, televizyon, internet, sosyal ağlar ve mobil cihazlar gibi iletişim ağlarını kullanarak müşteri veya tüketici ile çok daha rahat irtibat kurabilmektedir. Dijital pazarlamada ürün, hizmet veya markanın pazarlamasını geliştirmek amacıyla bütün dijital reklam formları kullanılarak en kısa sürede müşteriye ulaştırılır ve en az maliyet ve personel giderleri oluşturulur.

Günümüzde artık yediden yetmişe her kitleden insanın internet kullandığı ve akıllı telefon veya tabletlere sahip olduğu düşünüldüğünde internet artık elimiz ayağımız haline gelmiştir. İnternetin bu kadar yaygın kullanılması ile birlikte dijital pazarlamanın da önü bir hayli açılmıştır. Özellikle herkesin sahip olduğu sosyal medya araçları da dijital pazarlamaya büyük bir imkan sağlamakta olup müşteri ve tüketiciler ile çok daha rahat bir iletişim sağlamaktadır.
İnsanların artık yemek yerken, yatmadan önce, televizyon karşısında veya gün içerisindeki pek çok boş vaktinde sosyal medyada dolaştığı düşünüldüğünde dijital pazarlamanın da geleceğinin ne kadar açık olduğu rahatlıkla görülebilmektedir. Küçük çocuklardan tutun da yaşlı insanlara kadar her kesimden insanın kullandığı sosyal medya araçları sayesinde artık birçok kişi veya firma ürün, hizmet veya markasını çok daha rahat yayabilmektedir.
Tüketici dijital pazarlama sayesinde istediği ürün, hizmet veya markaları çok daha farklı sitelerden veya sayfalardan internet üzerinden araştırarak fiyat veya kalite farkını çok daha iyi bir şekilde görebilmektedir. Artık mağaza mağaza gezerek değil, internet ortamında yorulmadan ürün karşılaştırma yoluna giden tüketici her geçen gün dijital pazarlama ortamını kullanarak alışverişini gerçekleştirmektedir. Dijital pazarlama sayesinde sosyal medyada ürünü, markayı veya hizmeti tüketici ile çok daha rahat buluşturarak geri dönüt alabilirsiniz. Özellikle dijital pazarlamanın çok daha rahat kullanıldığı sosyal medya üzerinden artık hem büyük firmalar, markalar hem de küçük işletmeler birçok kitleye aynı anda ulaşabilmektedir.
Dijital pazarlamada başarılı olmanın bir diğer yolu ise markaların veya firmaların kendi mobil uygulamalarını geliştirmesidir. Artık elimizden düşmeyen akıllı telefonlarımızdan tıpkı Facebook, İnstagram gibi kendi markanızın uygulamalarını da geliştirebilir ve birçok kullanıcı bu mobil uygulamaları indirerek sizlere çok daha kolay ulaşabilirler. İnternet üzerinden kolay erişim sağlamak için mobil uygulama geliştirme günümüzde birçok firma ve markanın başvurduğu bir yol olmuştur. Çok daha kolay alışveriş ve ulaşım sağlamak için mobil uygulamalar dijital pazarlamanın olmazsa olmazı haline gelmiştir.
Dijital pazarlamanın geleceğine en büyük katkı sağlayan araçlardan biri de hiç şüphesiz ki sosyal medyadır. Sosyal medyanın geleceği demek artık dijital pazarlamanın geleceği demektir. Sosyal medya araçlarında açacağınız kendi sayfanız ile birlikte hem buralarda reklamınızı yapabilir hem de bunun yanı sıra sosyal medya ile bir iletişim kurarak sponsorlu reklamlarda kendi markanızı bulundurabilirsiniz. Artık dijital pazarlamanın geleceği sosyal medyanın varlığı ile birlikte çok daha parlak görünmektedir. Bu kadar yaygın bir şekilde kullanılan sosyal medya üzerinde birçok insan alışveriş yapmakta ve ürün incelemektedir. Yani kısacası artık dijital pazarlamanın geleceği sosyal medyanın elinde diyebiliriz.
The post Dijital Pazarlamanın Geleceği appeared first on Genç Klavye.
]]>The post Cep Telefonunu Kim İcat Etti? appeared first on Genç Klavye.
]]>Cep telefonunun mucidi olarak bilinen Martin Cooper, 26 Aralık 1928 tarihinde dünyaya gelmiştir. Amerika Chicago doğum yeri olarak bilinirken, Illinois Institue of Technology’ dan 1950 yılında mezun olmuştur. Eğitimini tamamladıktan sonra ise direkt olarak Deniz İhtiyat Teşkilatı’na kayıt yaptırmıştır. Yine Kore Savası süreci kapsamında denizaltı yetkilisi olarak b teşkilatta görev almıştır.
Bahsettiğimiz üniversite de 1957 yılında yine elektrik mühendisliği alanında mastarını tamamlamıştır. Yine aynı üniversite de 2004 yılı içerisinde fahri doktor olarak ödül almış olurken, yönetim kurulunda da görev aldığı alınan bilgiler arasındadır.
Telefonun mucidi olarak bilinen Martin Cooper, Motorola markasının CEO’su olarak görev yapmaktaydı. Bir numaralı yöneticisi olarak tanımlanırken, telefonu icat etmeden önce, bir hikâye dolanıyor ki, eşi ile arasında geçtiği söylenen diyaloglar ise şöyledir.
Telefon tasarım ve üretimi gerçekleşmeden önce, Cooper eşi ile bir tatile çıkmıştı. Karayip’ te herkesten uzak bir adada tatile gitmiş olurken, otel de çocukları ile konuşamadıkları için eşine sitem etmiştir. Sen Motorola’ nın bir numaralı yöneticisin ve telefonların neden bir portatif modelinin olmadığını sormuştur. Bu soru üzerine, CEO, tatilleri biter bitmez, Motorola’nın başında geçtiğinde çalışmalara başlamış ve ilk cep telefonu tasarımı düşüncelerini ortaya koymuştur. Bazı kaynaklardan alınan telefonun icadı hikâyesi bu şekilde olurken, cep telefonunu kim buldu sorularında eşinin de düşünce katkısı olduğu söylenebilir.

Elbette ki günümüzde kullanılan cep telefonlarından oldukça farklı ve ağır bir model olarak üretilmiştir. İlk cep telefonu ise 1973 yılında Motorola firması tarafından geliştirilmiştir. Modelin ismi ise Dyna- Tac olarak bilinirken, yaklaşık olarak 40 yıl önce ilk telefon üretimi gerçekleştirilmiştir. Özelliklerinden bazıları ise şöyle olurken, yine aşağıda yer alan başlıklarımız altında bazı detaylara da yer verebiliriz.
Özellikleri arasında aslında kullanıcılarına oldukça zorlu anlar yaşatan ağırlığı, elbette ki günümüz ağırlıkları ile uzaktan yakından alakası yok. Her ne kadar konuşma süresi 35 dakika olsa bile, bu ağırlıkta bir telefonu 35 dakika boyunca kulağınızda tutmak gerçekten de mümkün gibi görünmüyor.
İlk cep telefonu elbette ki gerçekten pek çok kişi için lüx bir seçimdi. Artı kablosu olmayan bir telefon kullanmak mümkün olacaktı. Hatta bazı bölgelerde telefonlar piyasaya sürülmeden ortaya çıkan haberlere inanmayanlar bile bulundu. Elbette ki bu durum cep telefonlarına gösterilen rağbeti daha da artırırken, fiyatının oldukça uçuk olması da beklendi. Böylelikle ilk cep telefonu ise 3.995 $ fiyat ile tüketicilerine sunuldu.
Bu fiyattan satışa sunulan cep telefonun özellikleri ise 850 gram ağırlığa ve 300x 44 x 89 mm boyutlarında tasarlanmıştı. Bu telefonda ise sadece LED göstergesi bulunmaktaydı. Elbette ki henüz ekranı olan bir telefon değildi. Maalesef bu telefonun göze çarpan bir özelliği vardı ki o da anteninin olması. Bu anten yaklaşık olarak 15 cm olması ile kullanımı zor hale getirebiliyordu.
Her ne kadar ilk tasarım ve üretimi gerçekleştirilmiş olan cep telefonu ağırlığı 1 kg’ a yakın bir değere sahip olsa da, Martin Cooper’ın hayallerinde, kulak arkasına sığabilecek bir cep telefonu üretmek vardı. Hatta bunun yanı sıra, telefon çaldığında da sesli bir mesaj vermek yerine, kulağında oluşturduğu titreşim ile bilgilendirme yapması düşüncesi de hayalleri arasındaydı.
Kablosuz olarak tasarlanmış olan her ne kadar tuğla görünümüne sahip ağır bir cihaz olsa da, ilk görüşme artık başlatılmıştır. Bu görüşme ise ilk olarak 3 Nisan 1973 yılında gerçekleştirilmiştir. 25 cm yüksekliğe ve 8 cm derinliğe sahip olan bu telefon, 4 cm genişliğe sahipti.
Yine bu bilgilerin yanı sıra Dünya’ da ilk akıllı telefon hakkında da bilgilere ulaşmak istiyorsanız, aşağı da yer alan başlık altında sizlere bazı kaynaklardan aldığımız bilgileri şu şekilde sunabiliriz.
Tüm bu gelişimlerin yanı sıra artık yıllar geçtikçe gelişimler yaşanırken, 1989 yılında da Motorola kapsamında yapılan çalışmalar ve yoğun uğraşlar sonucunda her ne kadar antende bir küçülme yapılamasa da ağırlıkları konusunda çalışmalar yapılarak, MicroTac 9800 x modelin de yarı yarıya bir hafiflik kazandırıldı. Bu telefon da yine bir özellik bulunuyor ki artık LED ekranlar tasarlanmıştı. Yine 8 karakter gösterme özelliğine sahip olan LED ekranın yanı bu yıllarda dünyanın en küçük ve en hafif telefonu olarak kayıtlara geçti. Tabi ki yıllar geçtikçe ağırlıklar düştü, dokunmatik ekranlı akıllı telefonlar üretilmeye başladı. Ve ilk akıllı telefon da IBM tarafından üretilen Simon oldu. Tabi ki nümüz akıllı telefonlarından oldukça farklı ve büyük.
İlkler her zaman merak ettiklerimiz arasında öyle değil mi? Yukarıda ilk cep telefonunu kim buldu sorularına kısaca tanımlamalar yaparak cevaplar verdik. Peki, ilk akıllı telefon sizce ne zaman üretildi ve bu telefonda ne gibi özellikler vardı biliyor musunuz? Elbette ki kullanım biraz günümüz telefonlarını andırmış olsa da çok daha eski bir teknoloji olması ile çok büyük farklar görebilmemiz mümkün olacaktır.
Şimdi her ne kadar neredeyse her kişinin elinde bir akıllı telefon olsa da, yıllardır bunların hayali ile yaşayan insanlar vardı. Maalesef bazılarının bu telefonları bu teknoloji ile görebilmesi umutları, ömürlerine yetişemedi. Her ne kadar akıllı telefonlar hayal edilse de, bu kadar mükemmel bir teknoloji ürünü ortaya çıkarabilmenin imkânı ebette ki o yıllarda tahmin bile edilemezdi.
Yaklaşık 30 sene önce ilk akıllı telefon icat edilmiş desek kaç kişi inanır buna? Aslında bazı kaynaklardan aldığımız bilgilere bu doğru bir bilgi. Tabi ki şimdi ki özelliklere sahip olmasa da, o zamanın akıllı telefonları da bunlardı.
IBM, 1994 yılında Ağustos ayında ilk akıllı telefonunun icadını gerçekleştirmiştir. Telefonun ismi ise Simon olarak bilinmektedir. Yaklaşık 30 yıl önce üretilen bu akıllı telefonlarda peki nasıl özellikler bulunuyordu?
Genel olarak ilk cep telefonları, mucidi, gelişimleri ve detaylar bu şekilde olurken, diğer konularda daha farklı bilgilere erişebilmek ve ilkler konusunda en yeni güncel bilgilere ulaşabilmek üzere bizleri takip etmeye devam edebilirsiniz. Diğer başlıklarımızdan farklı konularda bilgi sahibi olabilirsiniz.
The post Cep Telefonunu Kim İcat Etti? appeared first on Genç Klavye.
]]>The post Bilgisayarı Kim İcat Etti appeared first on Genç Klavye.
]]>Bazı bilim adamı ilk bilgisayarların aslında abaküs olduğunu iddia etmektedir. Bu doğrultuda ise 1622 yılında William Oughtred tarafından ilk bilgisayarın icat edildiği söylenebilmektedir. Ancak günümüzdeki modern bilgisayarlara benzer yapıda bulunan ilk makine 1833-1871 yılları arasında İngiliz matematikçi olan Charles Babbage tarafından tasarlanmıştır. Yani bilgisayarı kim buldu sorusunun cevaplarından biri de Charles Babbage diyebiliriz. Çok eskiden bilgisayar kelimesi sadece bütün gün oturarak sayıları birbiri ile toplayıp çıkararak sonuçları tablolara giren insanlar için kullanılırken günümüzde bir cihaz için kullanılmaktadır.
Bilgisayarlardan önce ilk olarak Fark Motoru yani Difference Engine cihazı tasarlanmıştı. Daha sonra tasarımın basitleştirilmesi yerine çok daha görkemli bir yapı olan Analitik Motor tasarlanmaya başlanmıştır. Bu cihaz bölme, çarpma, çıkarma, toplama ve çok daha karmaşık hesaplama işlemlerini yapabilen bir cihaz şekliydi. Bugün piyasada satılmakta olan birçok bilgisayar parçası gibi olan Analitik Motor’un parçaları sayesinde oldukça modern bir yapı olduğunu anlayabilmektedir. Aslında modern bir bilgisayarda iki temel bileşen bulunmaktadır. Bu bileşenleri ise bellek ve CPU veya işlemci birimi olarak söyleyebiliriz. Ancak Charles Babbage tabi ki de bu terimleri kullanmamıştır. Belleği store olarak adlandıran Babbage, CPU’yu da mill olarak adlandırmıştır. Bununla beraber Babbage’nin tasarladığı cihazda girilen kelimeleri kağıda basması için reader isimli cihaz bulunmaktaydı. Bugün kullanılmakta olan lazer yazıcıların ve mürekkep püskürtmeli yazıcıların öncüsü olarak bilinen bu yapı Babbage tarafından tasarlanmıştır.
Bunlarla beraber İngiliz yazar ve matematikçi olan Ada Lovelace, Charles Babbage tarafından geliştirilen Analitik Motor’un üzerinde birçok çalışma yapmıştır. Çalışmaları sonrasında ise Analitik Motor ile alakalı notlarına bakıldığında, bir bilgisayarın geliştirilmesi için amaçlanan ilk algoritma olduğu görülmekte ve bu nedenle kendisi de aslında bir bilgisayar programcısı olarak kabul edilmektedir.

1872 yılları sırasında ilk modern analog bilgisayarın Sir William Thomson tarafından icat edildiği görülmektedir. Tekerlek, diferansiyel analizör ve disk mekanizmalarının kullanılması ile beraber bu analog bilgisayarlar diferansiyel denklemlerin kullanılması için tasarlanmıştı. 1876 yılında ise James Thomas tarafından bu bilgisayarların kullanılma konsepti gerçekleştirilmiştir.
1931 yılları sırasında H.L. Hazen ve Vannevar Bush tarafından ilk mekanik analog bilgisayar geliştirilmesi başarılmıştır. Ancak buna rağmen 1939 yılında George Stibiz tarafından ilk sayısal bilgisayar New York’ta bulunan Bill Laboratuarı’nda üretilmiştir. İkili sistemi bu makineye uygulamayı başaran Stibiz bu sayede oldukça kompleks sayılar ile aritmetik işlemler yapılmasını sağlamıştır.
Bilgisayar ile ilgili en hızlı ve önemli gelişmeler ise bakıldığında 2. Dünya Savaşı sonrasında yapılmaya başlandığı görülmektedir. Haward Aitken, IBM şirketi ile iş birliği yapma şartı ile 1944 yılında Mark I’i tamamlamayı başarmıştır. Mark I aslında oldukça küçük kapasiteli bir bilgisayar olsa da o zamanın koşullarında bakıldığında aslında büyük bir başarı olarak kabul edilmiştir. MARK I’da da bilgiler yine delikli kartlara veriliyordu ve yine deliklik kartlardan sonuçlar alınmaktaydı.
1938’li yıllara bakıldığında bir denizaltında kullanılma amacı ile Birleşik Devletler Donanması elektromanyetik analog bilgisayarları geliştirdiği görülmektedir. Torpido Bilgisayarları olarak adlandırılan bu bilgisayarlar, hareketli olan bir hedefe torpido atma sorununu çözmek adına trigonometri kullanılan ilk bilgisayar olarak bilinmektedir. Aynı zamanda 2. Dünya Savaşı sırasında da birçok ülke bu bilgisayarı geliştirmeye çalışmıştır.
Hesaplama yapmak için mekanik röleleri ve elektrik anahtarlarını kullanan ilk sayısal elektromanyetik bilgisayarlar düşük bir çalışma hızına sahipti. Ancak sonunda vakum tüplerinin kullanılması ile beraber tamamen elektrikle çalışan ve çok daha hızlı bilgisayarlara geçiş yapılmıştır. Alman bir mühendis olan Konrad Zuse tarafından 1939 yılında yapılan Z2 ise elektromekanik röle kullanılan en eski bilgisayar örnekleri arasında yer almaktadır.
Analogların yerine dijital hesaplama döneminin başladığı bu dönemde artık tamamen elektronik olan devre elemanları elektromekanik ve mekanik eşdeğerlerinin yerine geçmekteydi. Londro’daki postanesinde 1930 yılları sırasında araştırma istasyonunda mühendis olarak çalışmakta olan Tommy Flowers 1934 yılında yapmış olduğu bir deneysel cihaz sayesinde yaklaşık 5 yıl sonra telefon santral ağının bir bölümünü binlerce vakum tüpü kullanarak elektronik olan bir veri işletme sistemine dönüştürmüştür.
Amerika Birleşik Devletleri’nde 1942 yılında John Vincent Atanasoff ile birlikte Lowa Eyalet Üniversitesi’nde bulunan Clifford E. Berry ilk otomatik elektronik dijital bilgisayar olan ve tamamen elektronik olarak çalışan Atanasoff Berry Computer’ı (ABC) geliştirmişlerdir. Yani bilgisayarı kim buldu sorusunun cevapları arasında bu bilim adamları da yer almaktadır.
1850 yılları sırasında George Boole adlı bir bilim adamı sadece 0 ve 1 rakamlarının kullanıldığı ve kendi adıyla anılan bir Boole Cebiri sistemi geliştirerek bilgisayarların gelişiminde önemli katkılara imza atmıştır. 1890 yıllarına gelindiğinde ise Herman Hollerit isimli bilim adamı, bazı bilgilerin delikli kartlara yüklenebildiği ve tüm bu bilgiler üzerinde bazı toplama işlemlerinin yapılabildiği bir elektro manyetik araç geliştirmeyi başarmıştır. Tasarlanan bu hesaplama makinesi ise 1890 yılında ABD’nin nüfus sayımında oldukça başarılı bir şekilde kullanılmıştır.
Alman şifreleme makinesi 2. Dünya Savaşı sırasında Enigma’nın mesajlarını çözmek amacı ile bir bilgisayar geliştirmeye çalışıyordu. Geliştirilen bu bilgisayarın adı ise Colossuz olmuştur. Colossus dünyanın ilk elektronik dijital programlanabilme kapasitesine sahip bilgisayarı olarak tarihe geçmişti.
1945 yılları sırasında bir grup bilim adamı ENIAC adlı bir bilgisayar yapmayı başarmıştır. Aslında askeri amaçlar için geliştirilmiş olan ENIAC isimli bilgisayarda radyo lambaları kullanılmıştı. Colossus’a benzer özellikleri bulunan bu bilgisayar Colossus’a göre çok daha hızlı ve esnek bir yapıya sahipti. Aynı zamanda Mark I’ya oranla oldukça hızlı olan bu bilgisayar ile birlikte artık elektronik bilgisayarlara da geçiş başlamış olup mekanik donanımlar artık yerini elektronik devrelere bırakmıştır.
Seri halde üretimi yapılabilen ve ticari amaçla kullanılan ilk bilgisayar ise UNIVAC I olmuştur. Tasarlanan bu bilgisayarlar yazıcıya sahip olup giriş çıkış birimleri de manyetik bant şeklindeydi. Bu yıllarda IBM 701 isimli bir bilgisayar piyasaya girmiştir. IBM 701 isimli bu bilgisayarlar ise vakum tüplü ve basit bir şekilde programlanabilen bir yapıya sahipti. Daha sonra ise IBM firması 1958 yılları itibariyle artık bilgisayarlarda vakum tüpleri yerine tansistor ve diotları kullanmaya başlamıştır. Bu sayede daha küçük, hafif ve daha az ısınan bilgisayarlar piyasaya sürülmüştür.
The post Bilgisayarı Kim İcat Etti appeared first on Genç Klavye.
]]>The post Türkiye’nin En İyi Blog Siteleri 2022 appeared first on Genç Klavye.
]]>Bu yazımızda internet ortamında dolaşmayı sevenlerin keyifli bir vakit geçirmesini sağlayacak olan en iyi blog sitelerini listeledik. Çağımızın artık teknoloji çağı olduğunu kabullenmiş gibiyiz. Gerçekten kağıdın yerini bilgisayar veya telefon ekranları, kalemin yerini ise klavye almak üzere. Hatta bir alt kuşak için aldı bile diyebiliriz. Ne kadar iyi veya ne kadar kötü bunu değerlendirmek istemiyorum ancak ortada bir talep olduğu aşikar. Artık teknoloji kullanıcıları aradıkları soruların cevaplarını internet ortamından kolaylıkla bulabiliyorlar.
Ülkemizde de blog yazmak fikri giderek yaygınlaşıyor. Her geçen gün kaliteli yerli bloglar giriyor hayatımıza. Gerçekten çoğunun hayatımızı kolaylaştırdığını söyleyebilirim. Sorunlara çözüm yolları aradığımız gibi aynı zamanda vakit geçirmek içinde harika bir mecra haline geldi. Bu amaç için kurulan bloglarda gerçekten eğlenceli yazılar yazarak ziyaretçilerine hizmet veriyor.
Bizde bu yolları adımlamaya başlayan genç bir blog sitesi olarak en iyi yerli bloglar nedir bunu araştırdık ve bir liste oluşturduk. Her blog hakkında detaylı bir inceleme gerçekleştirdik. İnternette dolaşıyorum ancak vakit geçirebileceğim eğlenceli bir site bulamıyorum diyorsanız bu liste işinize çok yarayacak. Bunun öncesinde alternatif bir iş ve para kazanma yolu olan blog yazarlığı hakkında sizlere birkaç bilgi verelim istiyoruz.

Blog yazarlığı nedir sorusunun cevabı aslında çok basit. Şu anda okuduğunuz sitenin yazılarını yazan kişi yani ben bir blog yazarıyım. Bildiklerinizi veya öğrendiklerinizi insanlarla paylaşmak bunu yaparken de para kazanmak istiyorsanız sizde çok hızlı bir süreçle blog yazarı olabilirsiniz. Nasıl mı?
Öncelikle gerçekten bu işi seviyor olmalısınız. Çünkü sevmediğiniz işi bir gün yaparsınız iki gün yaparsınız üçüncü gün sıkılırsınız. Bu size bir şey kazandırmadığı gibi birinci ve ikinci günde ki zamanı kaybettirir. Bunun için öncelikli olarak kendinize şu soruyu sorun. Blog yazarı olmak istiyor muyum? Cevabını evet ise bir sonraki aşamaya geçebiliriz.
Bu aşamada neye ilgili olduğunuzu analiz edin. Mesela arabalar olabilir. Gezi yazıları olabilir. Veya kitaplar olabilir. Hayatta hoşunuza en çok ne gidiyorsa bloğunuzun teması bunun üzerine kurulu olsun. Mesela arabalardan hoşlanıyorsunuz ve araştırmak, araba özelliklerini, arabalar ile ilgili haberleri okumak hoşunuza gidiyorsa hemen araba blogları nedir bir öğrenin. Her bir bloğu ayrı ayrı inceleyin. Sitenin temasını, yazıların başlıklarını, içerikleri vs. Sonra hemen sitenizin kurulum aşamasına geçin.
Web tasarım konusunda bilginiz var ise WordPress alt yapısını kullanarak oluşturabileceğiniz gibi parayla bu işin profesyonellerine de hazırlatabilirsiniz. Sonrasında ise artık durmadan yazmanız gerekmekte. Günde en az 2 içerik yazıp siteye yüklemeniz onu zamanla yükseltecek ve diğer büyük bloglarla rekabet eder hale getirecektir. Burada tabi ki farklı unsurlarda karşınıza çıkacak. Öncelikle yazmayı seviyor olmalısınız. Zaten seviyorsanız yazılarınız da çok güzel olacaktır. Ama sadece güzel olması yetmiyor tabiki Google amcanın bootlarının da sevmesi gerekiyor. Bu yüzden içerikleriniz SEO uyumlu olması gerekiyor. SEO uyumlu içerik nasıl yazılır öğrenmek istiyorsanız bağlantıya tıklayarak yazımızı okuyabilirsiniz.
Ve işte yazı işlemini de hallettikten sonra gerisi sizin sabrınıza ve yeteneğinize kalıyor. SEO uyumu harika içerikler ile bloğunuzu doldurduğunuzda zamanla daha fazla kişinin geldiğini göreceksiniz. Sonrasında ise belki de bu yazının konusu olan takip edilmesi gereken bloglar listesine adınızı yazdırabilirsiniz.

Blog yazarak para kazanmak mümkün. Lakin öncelikle SEO uyumlu içerik nasıl hazırlanır bunu tamamen öğrenmeniz gerekiyor. Sitenizin SEO optimizasyonunu çok iyi yapmanız içinde SEO dersleri almanızda fayda var.
Bunları neden yapmalısınız? Çünkü artık rekabet çok fazla. Kaliteli kişisel bloglar tabi ki var ancak iş şirketlerin bu pazara açılmasına başladı. Büyük yatırımlar ile rekabete dahil oluyorlar ve uzman SEO uzmanları ile çalışıyorlar. Sizin de bu rekabette tutunmanız için öncelikle SEO nedir bunu öğrenmeniz gerekiyor.
Siteniz mükemmel bir optimizasyona ve içerik sayısına ulaştığında ise zamanla kumbaranızın dolmaya başladığını göreceksiniz. Adsense gelirleri bir yana eğer site trafiğiniz iyiyse birebir görüşerek işletmelerden reklam alabilir kazancınızı katlayabilirsiniz. Bu konuda da aklınızda soru işareti bırakmadığımıza göre gelin bizim seçtiğimiz en iyi blog siteleri nelermiş bunlara bakalım.

Öncelikle şunu unutmamalıyız ki herkes en iyi blogger olmak ister. Lakin herkes en iyisi olamaz. Bunun için çok çalışmak, çabalamak ve sürekli bir gelişim göstermek gereklidir. Bizde sizler için en faydalı blog siteleri yazımızın bu kenarına bir yol haritası sıkıştırdık. İşte Genç Klavye editörlerinden siz değerli okuyuculara tavsiyeler.
Sizlere umarım bir yol haritası çizebilmişizdir. Şimdiden başarılar.
Tüm dünyada olduğu gibi internette para kazanmak Türkiye’de de yaygınlaşan bir sektör halini aldı. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi artık büyük şirketler ve firmalar dahi bu pazara oynamaya başladı. Biz bu rekabetten en iyi sıyrılan, okuması en eğlenceli bloglar nedir bunları yazdık. İşte o liste.
Fizikist bloğunu zaten Google’a aratmanız ardından çıkan site başlığının yanında şu cümle yazıyor. Türkiye’nin en popüler bilim sitesi. Evet gerçekten de öyle. Özgün teması ile hızlı ara yüzü en çokta yazıları ile bizi kendisine bağlamayı başarmış bir blog sitesi.
Hani şöyle bir algı olur ya hep kafamızda bilim zordur daha doğrusu anlaması zordur. Karmaşıktır zannederiz. Aslında çoğu zaman karışık olduğunu da söyleyebilirim. Burada ise n karışık konu bile öyle güzel anlatılıyor ki usta yazarlar tarafından anlamamak elde değil. Birinci sınıf bir anlatım olduğunu söyleyebilirim.
Alanında uzman birçok yazarın sitenin bünyesinde olması belki de bu kadar kaliteli olmasını sağlayan şeylerden bir tanesidir. Bunlarla birlikte beyin fırtınası bölümü bile var. Ziyaretçilerini de bilim adamı yapmaya kararlı bu site ne diyeyim. Türkiye’nin en saygın ve eğlenceli blog sitelerinden bir tanesi olan Fizikist’i listeye almazsak olmazdı. Geçelim sıradaki bloğumuza. Bu arada her hangi bir beğeni veya özeli sıralama düzeni yoktur. Hepsi çok hoş, hepsi çok kaliteli blog siteleri.
En kaliteli blog siteleri listemizin ilk sırasında bilim tutkunlarının kalbini almıştık şimdi sıra tarih ve arkeoloji tutkunlarında. Zaten iki bilim dalı birbiri ile iç içe olduğu için her iki gurubunda ilgisini çekeceğini söyleyebilirim.
Arkeofili’nin sloganı ise “Herkes için arkeoloji” aslında burada anlatılmak istenen de herkesin anlayabileceği tarza bir blog sitesi olduğu. Çok güzel ve göze hoş gelen bir temaya sahip. Özellikle renkleri hem göz yormuyor hem de insana gerçekten tarihi ve kazı bilimini çağrıştırıyor.
Sadece Arkeoloji var sanmayın bu arada. Tarih bilimin pek çok alt kolu ile ilgili içerikleri bu sitede bulabiliyorsunuz. Özellikle yeni kazı çalışmalarından çıkan bulguları anında burada görebiliyorsunuz. Kısacası bir şeylerin geçmişine yani tarihine meraklıysanız Arkeofili size bunu sonuna kadar sunacaktır. Bir göz atın deriz.
Çoğumuzun hayalidir değil mi? Evin kapısını kapatıp çekip gitmek sonsuzluğa. Bir sürü yeri gezmek ve bilmek. Çok okuyan değil çok gezen bilir derler ya. Aslında o mantık. Bloğun sahipleri geziyorlar, görüyorlar, öğreniyorlar ve bildiklerini diğer tatil tutkunları için buraya yüklüyorlar.
Gerçekten ele tutulu bir seyahat defteri gibi diyebilirim. Türkiye’nin neresine gidecek olursanız olun bu siteden bir bilgi almadan gitmeyin derim. En azından nereleri gezeceğinizi, nerelere nasıl gitmeniz gerektiğini detaylı olarak öğrenir buna göre hazırlığınızı yapabilirsiniz.
Türkiye’nin altını üstüne getirmeye kararlı olan bu arkadaşların yazılarının kalitesini bir kenara bırakayım fotoğrafları ve videoları için bile bu göz alıcı gezi bloğu ziyaret edilebilir. Bence Türkiye’nin en iyi gezi blogları arasında kolaylıkla gösterilebilir ki en iyi blog siteleri arasında bu yüzden var. Kendilerinin yazılarını daha çok okuyacağımızı belirterek hayırlı yolculuklar diliyoruz. Bizlere daha gösterecekleri çok yer var.
Ve işte en iyi yemek blogları arasında da gösterdiğimiz aynı zamanda bu listeye girmeyi de hak eden, karnımızı acıktıran bir blog sitesi; Mutfak sırları.
Gerçekten bloğu ziyaret etmeye başladığınızda bilmediğiniz o kadar çok şey olduğunu fark edeceksiniz ki yahu bunlar harbiden sır mıydı diye sorabilirsiniz kendinize. Özellikle kadın kullanıcılar için müthiş bir adres. Tatlılardan yemeklere, çorbalardan salatalara kadar her şeyi çok anlaşılır bir şekilde tarif ediyorlar. Öğrenci evinde kalan üniversiteliler içinde anlatımının çok güzel olması suretiyle bir kaynak aslında. Gençler makarnadan sıkılmışsanız bu bloğu ziyaret edebilirsiniz.

Aslında dijital bir dergi diyebilirim bu site için. Tabi klasik bir dergi anlamında bunu söylemiyorum. Sak bilgi verme amacında değiller. Zaten bu özelliğe ile diğer blog sitelerinden ayrılıyor. Sanal bir aktivist diyebilirim Gaia Dergi için. Kadın şiddetine, betonlaşmaya, iklim bozukluklarına, ırkçılığa karşı öyle güzel yazılar ve söylemler gerçekleştiriyorlar ki insan bir an durup kendisini sorguluyor gerçekten.
Çok geniş bir yelpazesi var. Sanat ve kültür gibi birçok alanda da kaliteli içerikler üretmeyi başarıyorlar. Güncel doğa haberleri ve dünya sorunlarına yönelik aradığınız her şeyi burada kolaylıkla bulabilirsiniz.
Hani şimdi bunu nasıl anlatabilirim size bilmiyorum ama şöyle bir benzetme yapayım. Mesela şimdi biz bir bilgisayar oyununda olalım. Hard seviyesinde yani zor bir seviyede oynuyoruz ya. İşte bu sitede birkaç saat vakit geçirin ve hayatın inceliklerini öğrenin, inanın bu seviye birden bire easy moduna yani kolay moda inecek.
Çok geniş bir yelpazede internet tutkunlarına hizmet veren İpuçlarım hayatın her alanında işinizin bir ucundan tutmak için programlanmış bir robot gibi adeta. Mesela sizi zayıflatabilir ama aynı zamanda kilo probleminiz varsa size kiloda aldırabilir. Veya bahçe işlerinizde en değerli yardımcınız olabilir. Kısacası hayatın her alanında kullanabileceğiniz bir blog sitesi. Hiçbir şey olmazsa bile aklınızın bir kenarında bulunsun yani.
Bloğun adından da anlaşılabileceği gibi gerçekten hızlı bir arkadaşımız. Hızlı bir şekilde girdiği içerikleri ile site içerisinde günlerce gezinebileceğiniz bir ağ oluşturmuş diyebiliriz. Daha çok dijital pazarlama ve teknolojiden para kazanmak üzerine bir formata sahip. Tabi sadece dijital de değil. Size birçok pazarlama tekniği öğretiyor. Kişisel gelişiminize yardımcı olacak yüzlerce yazı da bünyesinde mevcut sitenin.
Bence buranın sloganı “Sizi zengin edebilirim!” olmalı. Gerçekten de buradan öğreneceğiniz bilgilerle bir şeyler deneyerek para kazanmanın yolunu bulabilirsiniz.
En iyi kişisel bloglar bile buradan faydalanıyor diyebilirim. Firmalar ve markaların da gözden geçirdiği veya göstermek isteyeceği birçok içeriği var. Paraya ihtiyacınız varsa ve bunu nasıl yapacağınızı bilmiyorsanız bir göz gezdirin derim.
Çoğu kategoride en iyi blogları listeledik ancak kozmetik ve sağlık alanına hiç girmemiştik. İşte iki kategoriyi birden bünyesinde barındıran harika bir blog.
Türkiye’nin en popüler blogları arasında yer alan bilgidoktoru; güzellik, sağlık, beslenme ve spor konularında ziyaretçilerin bilgiler veriyor. Diyetisyen masrafı sizin gözünüzü korkutuyorsa burada sağlıklı beslenme üzerine onlarca kaynak bulabilirsiniz.
Neyin neye yararı veya zararı var? Hastalıklardan korunma için yapılması gerekenler? Sağlıklı beslenme ve nasıl kilo veririm gibi sağlık üzerine sorularınız varsa bir buraya uğrayın deriz. Tabi ki bununla birlikte kamu spotu niteliği taşıyan uyarımızı da yapalım. Hastalık belirtileriniz ve şikayetleriniz var ise internet sitelerinden önce doktorunuza gitmeyi ihmal etmeyin.

En çok okunan bloglar diye ayrıca yaptığımız bir listenin zirvelerinde olan Türkiye’de ki en başarılı blog sitelerinden bir tanesine geldi sıra. Aslında çok okunmasının sebebi de hedef kitlesinin çok geniş olması ve bununla birlikte çok kaliteli içeriklere sahip olması.
Edebiyattan teknolojiye, sanattan sağlığa varıncaya kadar hayatımızda karşımıza çıkacak her şeye bir önermesi var diyebilirim bilgiustam bloğunun. Yani hiçbir şeyininiz yoksa bile sadece vakit geçirmek için girip birkaç içeriğine göz gezdirebilirsiniz.
Tüm bu blogları gördünüz ya. İşte bu blogların perde arkasını öğrenmek istiyorsanız Wp Mavi bloğunu da mutlaka okuyun. SEO ve dijital ortam üzerine adeta sanaldan bir öğretmenlik yapıyor diyebilirim. WordPress üzerinde kullanabileceğiniz birçok bilginin yanı sıra SEO Optimizasyonu açısından kullanabileceğiniz birçok tekniği de sizler anlatan Wp Mavi de kesinlikle teknoloji tutkunlarının beğenebileceği en iyi kişisel bloglardan bir tanesi.
Tasarımı, fikri ve teması ile harika bir blog olan kitap kurdu anne özellikle babalar ve anneler için tavsiye edebileceğimiz bloglar arasında yer alıyor. Artık kitap basmanın ve satmanın çok kolay olduğu bir dönemdeyiz. Böyle bir dönemde çocuklarımıza doğru kitapları okutmamız bir zorlaşıyor. Burada işte sizlere anlattığımız bu blog sitesinden faydalanabilirsiniz. Pek çok kategoride sizlere kitap önerileri sunan kitapkurduanne.com Altın Örümcek Ödülleri’nde ödül alan bloglardan bir tanesi olma özelliğini de taşımaktadır.
Dünyanın en güzel şehirlerinden bir tanesi olan İstanbul’u eminim ki hepimiz görmek istemişizdir. Sitemizin trafik kaynağına bakıldığında da çoğunuzun orada yaşadığı söylenilebilir. Fakat bence insan yaşadığı şehrin her alanını, her hikayesini, her bölgesini bilmeden o şehirde yaşamış olmaz. Ve işte bu konuda sizlere rehberlik edebilecek harika bir uygulama. İstanbul’un festivallerinden konserlerine, gezilecek en güzel yerlerinden konaklamaya en uygun bölgelerine kadar pek çok işinize yarayacak bilgiyi burada bulabilirsiniz.

1990 yılından beri engelli olan Levent Karagöz tarafından oluşturulan bu harika blog sitesini tüm okurlarımıza tavsiye diyoruz. Engelsiz seyyah blog sitesinin ana fikri ülkemizde gezilecek, görülecek yerlerin engelli bir bireye ne kadar uygun olup olmadığı. Bildiğiniz üzere bu konuda toplum olarak halen eksik yanlarımız, kusurlarımız var. Bu konuda engelsiz seyyah blog sitesi Levent Karagöz’ün deneyimlerine ev sahipliği yapıyor. Sadece gezi de değil tabi, ülkemizin kanayan bir yarası olan engelli vatandaşlara duyarsızlık sorunu da çok güzel bir şekilde dillendiriliyor. Bir göz gezdirmenizi öneririz.
en kaliteli blog siteleri arasında yer alan bir diğer sitemiz onda gördüm. Birçoğumuz televizyon izlerken gördüğümüz karakterlerin üzerlerindeki elbiseyi, takındıkları aksesuarları, evlerindeki tablo ve koltukları beğenmişizdir. Acaba markası ne? Nereden ulaşabiliriz diye merak ettiğimiz de olmuştur. İşte bu site sizlere viral olan veya öğrenmek isteyebileceğiniz aksesuarların, giysilerin, malzemelerin adresini veriyor. Güzel fikre sahip olan blog siteleri daima bir adım öndedir derken aslında bahsettiğimiz de buydu. Özgün ve pek fazla rakibi olmayan bir konu. Sizlerde bloğu ziyaret ederek kendi açınızdan bir izlenim edinebilirsiniz.
en güzel gezi blogları arasına alabileceğimiz uzak rota o bilindik gezilecek yerler nereleri soru kalıbından sıyrılmayı başarmış bir blog sitesi. İçerisinde bölgelerin gezilecek yerlerinin yanı sıra; festivalleri, etkinlikleri, konaklama alanlarına kadar pek çok alanda bizleri bilgilendiriyor. Aynı zamanda okurları ile buluşma, gezi, trekking gibi organizasyonlar gerçekleştirmeyi de ihmal etmiyor. İnternaktif bir blog olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz, adeta dijital bir gezi rehberi. Kesinlikle okunması gereken bloglar arasında yerini alıyor.
Farklı farklı kategorilerde birçok blog listeledik sizlere öyle değil mi? İşte tüm o blog konularını bir yerde okumak. Onlarca bilgiye tek merkezde ulaşmak istemez misiniz? Bence bunu herkes ister. İşte bu yazıyı okuduğunuz blog yani Genç Klavye sizlere bilginin kaynağı olmaya çalışıyor.
Her konuda sizleri bilgilendirecek ama aynı zamanda eğlendirecek içerikler yazmaya çalışıyoruz. Teknolojiden sanata, spordan sağlığa, geziden tarihe… Hemen her alanda yakında Genç Klavye ismi ve bloğu ile karşılaşabilirsiniz. Megaloman değiliz tabi ki sadece sitemizi daha kaliteli hale getirmeye ve elimizdeki bilgileri sizler sunmaya çalışıyoruz. Umarım sizde içeriklerimizden faydalanmayı ihmal etmezsiniz.
Türkiye’nin en iyi blog siteleri yazımızın sonuna geldik. Gerçekten uzun bir yazı oldu. Umarım artık internette dolaşırken canınız sıkılmaz. Hiçbir yer bulamazsanız tüm eğlenceli içerikleri ile Genç Klavye sizleri bekliyor olacak.
Blog siteleri bu şekilde. Sizde onlardan bir tanesi olmayı, bu listeye girmeyi hayal ediyorsanız blog nasıl açılır ve en iyi blog açma siteleri yazımızı okuyabilirsiniz. Sizlere rehberlik edeceğinden şüphemiz yok.
The post Türkiye’nin En İyi Blog Siteleri 2022 appeared first on Genç Klavye.
]]>The post Güneş Sistemini Oluşturan Gezegenlerin İsimleri ve Özellikleri appeared first on Genç Klavye.
]]>
Güneş sisteminin küçük bir tanımını açıklama kısmında geçtik. Güneş sistemini oluşturan gezegenlerin isimleri ve özelliklerine geçmeden bu gezegenlerin bulunduğu ortamın yani güneş sisteminin bilinmesinde fayda var. Güneş sistemi şu şekilde oluşmaktadır; Güneş ve güneşin çekim etkisi altında bulunan sekiz gezegen, bu gezegenlerin şu ana kadar bilinen 166 uydusu, cüce gezegenler, cüce gezegenlerin uydu gezegenleri ve milyarlarca ufak gök cisminden oluşur.
Gezegeni tanımlamak gerekirse bir yıldızın etrafında bir yörüngede seyreden gök cisimlerine verilen ad olarak tanımlamak mümkündür. Güneşin doğrudan doğruya uydusu olan sekiz adet gezegen vardır. Bu gezegenler Uluslararası Gökbilim Birliği (IAU) tarafından belirlenmiş gezegenlerdir. İşte o gezegenlerin isimleri ve özellikleri.

Gezegenlerin özelliklerini bir araya getirdiğimiz yazının ilk sırasında Merkür gezegeni var. Merkür gezegeni adını eski çağlardan almaktadır. Merkür, antik çağda bir Roma tanrısının adıdır. Merkür’ün bir diğer özelliği uydusunun olmamasıdır. Dünya’nın uydusu ay iken Merkür gezegeninde böyle bir şey geçerli değildir. Kendi yörüngesi etrafında dönüşünü 116 günde tamamlayan Merkür bu özelliğiyle de Güneş Sistemi’nin en hızlı gezegeni konumundadır.

Gezegenlerin isimleri ve özellikleri yazımızda, sizlerle özelliklerini paylaşacağımız bir diğer gezegen Venüs. Güneşe en yakın ikinci gezegen olan Venüs aynı zamanda dünyanın yörüngesine en yakın gezegen olma özelliği göstermektedir. Dünya’nın yörüngesine olan yakınlığı sebebi ile Dünya’dan en iyi gözlemlenebilen gezegende yine aynı şekilde Venüs’tür. Hatta çoğumuzun gezegen isimlerini bilmeyenlerimiz bile onu bir şekilde görmüştür. Venüs halkın genel bir çoğunluğu tarafından Çoban Yıldızı olarak bilinmektedir. Tüm yüzeyi sülfürik asit bulutlarıyla kaplı olan Venüs gezegeninin yüzeyinde yine oldukça fazla aktif volkan bulunmaktadır. Diğer bir ilginç özelliği ise Güneş Sistemini oluşturan tüm gezegenlerin aksi istikametinde dönmesidir.

Gezegenlerin özellikleri bakımında en çok bildiğimiz, belki de en çok sevdiğimiz gezegen olan, evimiz Dünya. Güneşe en yakın üçüncü gezegen konumunda bulunan Dünya görünüm bakımından kutuplardan basık, ekvatordan şişiktir. Kendi etrafını dönüşünü yirmi dört saatte tamamlayarak bir günü oluşturan Dünya, Güneş etrafındaki dönüşünü de üç yüz altmış beş gün altı saatte tamamlamaktadır. Dünya’nın uydusu Ay’dır. Atmosferini ise, %78 azot, %21 oksijen ve %1 karbondioksit oluşturur.

Güneşe en yakın dördüncü gezegen olan Mars adını yine Merkür gibi Roma döneminden almaktadır. Mars Roma savaş tanrıçası Mars’ın adını taşımaktadır. Kızıl Gezegen olarak da bilinen Mars’ın iki adet uydusu bulunmaktadır. Bunlar Phobos ve Deimos’tur. Dünya ile benzerlik gösteren özelliklerinden ötürü uzun yıllardır Mars üzerinde farklı ülkelerce ve NASA tarafından araştırmalar yapılmaktadır. Mars’ta yaşam olma olasılığı ise son yıllarda ortaya çıkarılan bulgular ile de oldukça artmıştır. Mars aynı zamanda Güneş Sistemi’nde bilinen en yüksek dağa ve en büyük kanyona sahiptir. Bunlar Olimpos Dağı ve Marineris Vadisi’dir. Mars yüzeyinde halen araştırmalar devam etmekte yapay çiftliklerde üretim üzerine araştırmalar yapılmaktadır. Gezegenlerin isimleri ve özellikleri araştırıldığında en çok ilgi duyulan gezegenlerden bir tanesidir.

Gezegenlerin isimleri ve özelliklerini yazdığımız bu yazının beşinci ve Güneş Sistemi’nin en büyük gezegeni Jüpiter. Jüpiter Güneş’e en yakın beşinci gezegen konumundadır. Yüzeyi renkli bulutlar ile kaplı olan Jüpiter’in oldukça kalın olan atmosfer tabakasında büyük fırtınalar gerçekleşmektedir. Toplam altmış üç uyduya ve dört büyük uyduya sahiptir. Bunlar; Callisto, Ganymede, Europa İo’dur.

Gezenlerin özellikleri bakımından ayırt edici yönleri vardır. Satürn gezegeninin de ayırt edici en büyük özelliği çevresinde buz ve taşlardan oluşmuş olan devasa halkadır. Satürn gezegeni ortalama sıcaklığı -180 derece civarı iken Güneş etrafındaki dönüşünü otuz yılda tamamlamaktadır. Büyük ve küçük uyduları ile birlikte şu an bilinen uydu sayısı otuzdan fazladır.

Güneş etrafındakini dönüşünü seksen dört yılda tamamlayan Uranüs Güneş’e yakınlık bakımından yedinci gezegen konumundadır. Kendi etrafında tam tur dönüşünü ise on bir saatte tamamlamaktadır. Ortalama sıcaklığı -214 derece olan Uranüs’ün yirmi yedi uydusu bulunmaktadır.

Gezegenlerin isimleri ve özellikleri arasında özelliklerini yazacağımız son gezegen Neptün. Neptün, Güneş’e en uzak olan gezegen olarak kayıtlara geçmiştir. Teleskopla keşfinden önce matematiksel olarak keşfedilmesi de gezegenin uzaklığını gözler önüne seren bir gerçek. Neptün gezegeni bir kez ziyaret edilebilmiştir. Bu ziyaret Voyager 2 aracı tarafından gerçekleştirilmiştir. Hidrojen ve helyum bakımından zengin olan Neptün’ün sıcaklığı -218 dereceye kadar düşebilmektedir. Bu özelliği ile Güneş Sistemi’nde bulunan en soğuk yerlerden bir tanesi olma özelliğini göstermektedir. Neptün gezegeninin bilinen on dört uydusu vardır.
Bu yazımızda sizlere Güneş Sistemi’nin ne olduğundan bahsettik ve Güneş Sistemi’ni oluşturan gezegenlerin isimleri ve özelliklerine değindik. Gezegenler kadar uzay ve uzaya yolculukta ilginizi çekiyor ise Aya İlk Ayak Basan Kimdir? Hangi Tarihte Gerçekleştirilmiştir? adlı içeriğimizi okuyabilirsiniz.
The post Güneş Sistemini Oluşturan Gezegenlerin İsimleri ve Özellikleri appeared first on Genç Klavye.
]]>The post Aya İlk Ayak Basan Kimdir? Hangi Tarihte Gerçekleştirilmiştir? appeared first on Genç Klavye.
]]>
Açıklama kısmında da yazdığı gibi, “Benim için küçük, insanlık için büyük bir adım diyerek” ayda ilk kez adım atan ve tarihe adını kalın puntolar ile yazdıran kişi Astronot Neil Armstrong’dur. Görev adı olan “Ay Görevi” kapsamı içerisinde o meşhur Apollo 11 uzay aracı ile yola çıkan Armstrong’a bu görevinde Astronot Buzz Aldrin eşlik etmiştir. Ayda ilk ayak izini bırakan yani aya ilk ayak basan ise Neil Armstrong olduğu için adı daha fazla öne çıkmıştır.
Aya ilk adımı atan Neil Armstrong 5 Ağustos 1930 tarihinde Ohio’da dünyaya gelmiştir. İlk ve ortaöğrenimi aldığı sıralarda sadece öğrendikleri ile sınırlı kalmak istemeyen Armstrong aynı zamanda izcilik de yapmıştır. Ardından uzaya ve uzay bilimine olan ilgisi doğrultusunda Purdue Üniversitesi Havacılık ve Uzay Mühendisliği bölümünde okumuş, uzay bilimlerine dair bilgilerine ve meraklarına daha yenilerini eklemiştir. 1956 yılında evlenen Neil Armstrong’un üç çocuğu oldu. Aya ilk kez ayak basan adam olacak olan Neil Armstrong evliliğinden sonra ABD uzay programına başvurdu. Hedefi astronot olup hayallerini kurduğu uzay yolculuğunu yapabilmekti. Yapılan deneylerden, testlerden ve sınavlardan başarıyla geçen Armstrong ilk kez uzaya çıkışını Gemini 8 uçuşuyla yaptı.
Aya ilk çıkan adam unvanını alacağı tarih ise 20 Temmuz 1969’du. Apollo 11 uçuşu ile aya ayak basan Neil Armstrong işte o ilk adımları attığı sırada tarih sayfalarına silinmez harflerle geçecek olan sözleri söyledi;
Tr. “Benim için küçük, insanlık için büyük bir adım.”
İng. “That’s one small step for a man, one giant leap for mankind.”
Bu tarihi unvanı, ayak ilk ayak basan insan unvanını ömür boyu üzerinde taşıyacak olan Neil Armstrong 1971 yılında NASA’dan ayrıldı ve Cincinnati Üniversitesi’nde çalışmalarını sürdürdü. 1979 yılına dek burada uzay mühendisliği bölümünde profesör unvanıyla ders veren ve çalışmalarını sürdüren Neil Armstrong 1986-1986 yılları arasında Uluslararası Uzay Komisyonu’nda da bulunmuştur. Aya ilk ayak izini bırakarak tarihe geçen bu büyük figür 25 Ağustos 2012 tarihinde dünyaya gözlerini yummuştur.
Aya ilk ayak basan insanları taşıyan Apollo 11 uzay modülü de içindeki astronotlar ile birlikte tarihe geçmeyi başarmıştır. 20 Temmuz 1969 ay yüzeyine iniş yapıldı. İlk adımı Neil Armstrong attı. Ona eşlik eden diğer astronot Buzz Aldrin’de ondan sonra aya ayak basan ikinci isim olarak tarihe geçmiştir. Görevin üçüncü ismi olan Michael Collins ise ay yörüngesinde Armsto ng ve Aldrin’i taşıyan modül ile birleşmek için bekliyordu. Bu tarihi görevin 3 kahramanı uzayda 8 gün geçirdikten sonra görevin tamamlanması ile başarılı bir şekilde dünyaya geri döndü.

Aya gidilip gidilmediği konusunda genel kanının hatta çoğunluğun gidildiği yönünde bir fikir üzerinde birleştiğini görebiliriz. Aya ilk ayak basan insanın nasıl Neil Armstrong olduğunu savunuyorlarsa doğru orantılı olarak çoğunluk yine aya ayak basıldığını savunuyor. Lakin aya gidilmediğini savunanlarında kendilerine göre haklı sebepleri var. Bunlardan bazıları; 1960’lı yıllarda NASA’nın henüz uzay teknolojisi konusunda o seviyeye çıkamadığı ve bunun gerçekleşmesinin olağan dışı olduğunu savunanlar. Diğer bir görüş ise NASA tarafından yayınlanan ay üzerinde yüründüğünü gösteren resimlerdeki optik bozukluklar. Bunlar arasında yıldızların görünmemesi ve bayrağın dalgalı şekli, ay yüzeyinin olağanın çok üstünde veya çok altında bir sıcaklığa sahip olacağı için fotoğraf çekmenin imkansız olacağı gösteriliyor. Tüm bu karşı tezlerin kaynağını oluşturan kitap ise ABD kaynaklı “We Never Went to The Moon” yani Türkçe olarak “Aya Hiç Gitmedik”
Yıllar içerisinde birçok teoride üretildi. Bunlardan en bilinenlerinden bir tanesi de “Aya 1969 yılında gidilmesinden, aya ilk ayak basan Armstrong’dan sonra bir daha neden uçuş gerçekleştirilmediği”
Öncelikle şunu belirtmek gerek. NASA 1960’lı yıllarda dünyadaki en üst düzey teknolojilere sahipti. Aya insan, araç veya uydu gönderebilecek teknolojiye sahipti. Aslında bu teknolojik gelişmelerin bir nedeni vardı. 2. Dünya Savaşı sonrası oluşan yeni dünya düzeni ve soğuk savaş yılları. Sovyetler Birliği ve ABD’nin saha üzerinde yapılan savaşlarının yerini farklı alanların almaya başladığı dönem. Sinema, sanayi, eğitim, kültür ve en önemlisi uzay teknolojisi. Sovyetler Birliği’nin 12 Nisan 1961 tarihinde uzaya ilk çıkan devlet unvanını alması ve daha öncesinde Sputnik uydusunu uzaya fırlatarak uzaya gönderilen ilk uydunun sahibi olması Sovyetler’i uzay yarışında ABD’nin birkaç adım önünde bulunduruyordu. Daha önce denenmemiş, tüm dünyanın konuşacağı ve bir o kadar da riskli bir şey denemeliydi ki ABD bu yarışta açılan farkı kapatmalı ve öne geçmeliydi, hedef aya ilk ayak basan devlet olmaktı.

ABD aya ilk ayak basan devlet olmuş mudur peki? Tüm bu karşı tezlere tabi ayda çekilen görüntülerin stüdyo çekimi olduğunu iddia edenlerde bulunmaktadır. Bu tezleri zaman içinde çürüten ve aya 1969 yılında adım atıldığını gösteren olaylar ise şöyle sıralanabilir; öncelikle günümüz yıllarına yani 2000’li yıllara gelindiğinde gelişen uzay teknolojisi ile uzay araştırmaları yapılmaya devam edilmiştir. Japonya, Çin gibi uzay teknolojisini geliştirmekte olan devletlerin yaptığı tüm araştırmalar, tüm uzay çalışmaları 1969 yılında alınan veriler ile ve çekilen görüntüler ile örtüşmektedir. Kaldı ki bu devler ABD’nin ekonomi başta olmak üzere birçok konuda mücadele ettiği devletlerdir. Aynı zamanda aya aya ilk kez ayak basıldığı tarih olan 20 Temmuz 1969 tarihinden bu yana ABD’nin bu konudaki en büyük rakibi olan Ruslar tarafından hiçbir yalanlama yapılmamıştır.
Aya ilk kez ayak basan devletin ABD olduğunun yani 1969 yılında gerçekleşen bu olayın gerçek olduğunun bir diğer kanıtı da ay yüzeyinden toplanan taşlar. Dünyaya getirilen bu taşlar ve kaya parçacıkları uzun yıllardır ve günümüzde de birçok bilim adamı tarafından incelenmektedir. Çıkan sonuçlar yine bu taşların aydan getirildiği yönünde oluyor ve aya gerçekten gidildiği tezini güçlendiriyor.
Son tez olarak da neden bir daha aya gidilmediği iddiasını var. Bunun nedeni aslında oldukça basit ve anlamlı. Yönetim Bilimi okuyanlar veya ilgisinden dolayı konuları inceleyenler bilir, sistemler vardır. Tek kutuplu sistem, kutupların olmadığı sistem veya iki kutuplu sistem gibi… İşte geçtiğimiz dönemlerde sıkça değişen bu sistem türleri uzay teknolojileri hamlelerini de etkilemiştir. Sovyetler Birliği ile mücadelesi boyunca gücüne güç katan ABD Sovyetlerin dağılmasının ardından tek kutup olarak kalmıştır bu dünyada. Yani uzay savaşlarında onu tehdit edecek, itici bir güç kalmamıştır. Lakin günümüze gelindiğinde Rusya, Çin, Japonya gibi devletlerin Uzay hamleleri ABD’yi yeniden rekabete sokmuştur. Aya ilk ayak basan kimdir, gidilmiştir meselesi bir savaşın malzemesi aslında. Uzay savaşlarının. Bu görünmez savaşlar teknoloji hamlelerini ileri boyutlara götürürken önümüzdeki on yıl içerisinde aya birçok insanlı ve insansız inişin yapılacağını göreceğiz. Sadece devletler ile de sınırlı kalmayacak, özel sektörün devlet ile yarışır hale gelmesi ile Elon Musk’ın şirketi SpaceX gibi uzay teknolojileri ile ilgilenen şirketler bunu bir ticarete dönüştürmek üzere. Uzay turizmi bile artık kulağımıza yabancı gelmiyor. İşte 1969 yılında aya ilk ayak basan insan olan Neil Armstrong’dan yeni nesil uzay savaşlarına kadar gelen döngü bu şekilde.
The post Aya İlk Ayak Basan Kimdir? Hangi Tarihte Gerçekleştirilmiştir? appeared first on Genç Klavye.
]]>The post Pusula Nedir? Nasıl Kullanılır? Pusula Çeşitleri Nelerdir? appeared first on Genç Klavye.
]]>Pusula nedir sorusuna gelmeden önce pusulanın tarihçesine bir bakalım. Milattan önce 6. Yüzyılda Yunanlılar mıknatısı biliyorlardı ancak ne anlama geldiğinin tam farkına varamamış özelliklerini keşfedememişlerdi. Manyetik alanının farkına o dönemde varılamamıştır. Mıknatısın kuzeye yönelme özelliği ilk olarak 1. Yüzyıl’da Çinli deniz kaptanları ve korsanları tarafından keşfedilmiştir. Mıknatıs taşının üzerinde deneyler yaparak taşın kuzey yıldızını gösterdiğini anlayan denizciler bu keşif ile birlikte pusulanın icadını yapmışlardır. Pusula nedir sorusuna gelecek olursak şöyle bir tanım yapabiliriz; Başlıca arazi incelemelerinde, ulaşımda ve sıklıkla denizcilikte yön bulmak için kullanılan cihaza pusula denir. Bilinen en eski pusula türü ise manyetik alanlara göre yönleri işaret eden manyetik pusuladır.

Manyetik pusulalarının çalışma prensiplerini ele aldığımızda pusula nasıl kullanılır sorusunun cevabına da bir adım daha yaklaşmış olacağız. Manyetik pusulanın en önemli parçası pusula iğnesidir. Pusula iğnesi serbest bir şekilde hareket edecek bir biçimde pusulanın gövdesine takılıdır. Her hangi bir zorlanma olmadan hareket etmesi burada önemli çünkü pusula iğnesi serbest kaldığında daima aynı yönü gösterir. Bunun sebebi dünya üzerinde iğneyi çeken bir manyetik gücün olmasıdır. Bu manyetik güç yeryüzündeki kutuplardan kaynaklanmaktır. Dünyanın manyetik enerjisi, pusulanın gövdesine serbest bir şekilde sabitlenmiş olan pusula iğnesinin manyetik kuzeye doğru yönelmesini sağlar.
Pusula nasıl kullanılır sorusunun cevabı oldukça basit hiç bilmeyen birisi için ise oldukça karmaşıktır. Pusulayı elimize alıp doğrudan yön bulamayız. Bazı terimleri öncelikle bilmemiz gerek pusula nasıl kullanılır sorusunu cevaplamamız için. Öncelikle pusula sayesinde yönümüzü tayin edebilmemiz için kerteriz almamız gerekir (Kerteriz: Manyetik kuzeyle hedef arasında oluşan açıdır). Elinizde hedefinizin belirtilmiş olduğu bir harita varsa harita yatay bir zemine yatay bir şekilde konur. Bulunulan konum ile hedef konum arasında hayali bir çizgi çizilir. Sonrasında pusulanın uzun olan kenarı çizdiğimiz hayali çizginin tam üzerine gidilecek hedefi gösterecek şekilde bırakılır. Pusulanın bileziğini harita üzerin bulunan düşey çizgiler ile paralel olacak çekle gelen kadar çevirmeniz gerekir. Hedef açının okuma noktasından belirlenen açı bize kerteriz açısını verecektir. Kerteriz açısının öğrenilmesi ile birlikte gidilecek hedefe kolay bir şekilde gidilebilir.

Kerteriz açısını öğrendikten sonra pusula harita üzerinden kaldırılıp yere paralel duracak şekilde hizalanır. Bilezik kısmında bulunan kuzey (N) ile pusulanın kuzey noktası birbiri ile örtüşünceye dek çevrede döndürülür. Pusulanın son durumda göstereceği yön hareket yönünü gösterecektir.
Pusulanın en büyük özelliği ve katkısı yön bulmayı sağlamak olması ile birlikte daha birçok özelliği de bulunur. Pusula özelliklerinden bazıları şunlardır;
Pusulalar sadece kuzey yönünü değil kuzey noktasını referans alarak diğer kutupları da gösterir.
Pusulanın gövdesine esnek bir şekilde sabitlenen mıknatıs manyetik iğne diğer uçlardan ayırt edilebilmesi için genelde kırmızı veya farklı renklerde işaretlenir.
Pusulanın kullanımı açısından kolaylık sağlayacak bazı detaylar vardır. Tabana ait olan şeklin dikdörtgen olması ve üstte kullanımda şeklinde de anlatıldığı gibi pusulanın bir kenarının uzun olması kullanımı kolaylaştıran birkaç özellik arasındadır.

Pusulanın birçok çeşidi vardır. Pusula çeşitlerinden bazıları şöyle sıralanabilir;
Pusulanın da kendi içinde bazı özelliklerine verilen tanımları vardır. Onlardan bazıları şöyle sıralanabilir.
Falso Pusula: Gösterilmek istenen yönü hatalı gösteren ayarları tam olarak yapılamamış pusulalara falso pusula denir.
Sağır Pusula: Gemilerde kullanılan ve geminin yaptığı manevralardan etkilenmeyip sabit bir şekilde geminin rotasını gösteren pusuladır.
Pusulanın tarihine bakındığı zaman M.Ö. ikinci yüzyılda Çin medeniyetini gösteriyor. Ancak bir Meksika medeniyeti olan Olmekler’in M.Ö. 1000li yıllarda pusula kullanıldığına dair rivayetler söylenmektedir. M.Ö. 221 ile 206 seneleri arasında antik Çin’de hüküm sürmekte olan Qin hanedanı döneminde mıknatıs taşından yapılan demir oksit çubuğundan yapılmış ve kuzey ile güney eksenlerini gösteren ilk pusulaların kullanıldığını gösteren bilgiler bulunmuştur.
Ancak bu bilgiler Çinlilerin pusulayı bulduğunu göstermemektedir. Ancak o zamanlarda bu altın yön bulmada değil sadece falcılıkta kullanıldığı tahmin edilmektedir. 1117 senesinde ortaya çıkmış olan Zhu Yu’nun Pingzhou tabletlerinde pusulanın ilk defa yön bulmada kullanıldığına dair belgelerdir. Yine 800 ile 1040 yılları arasına ait olan Çin kitaplarında manyetizma ve manyetik çubuklar ile ilgili birden fazla bilgi vardır.
Milattan sonra 8. Yüzyılda seyir cihazı olarak manyetik iğneler çoktan mıknatıs taşının yerini almaya başlamıştır. 8. Yüzyıldan 1500 senelerine kadar pusulanın sadece gemiler tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Kayıtlara geçen ilk resmi pusula ise Çinli denizci ve amiral olan He Zheng tarafından gerçekleştirilmiş ve 1405 ile 1433 seneleri arasında yapılan seyahatte kullanılmıştır. Pusulanın çinden çıkıp Avrupa’ya geçişi ile ilgili birçok rivayet vardır.
İlk rivayetlere göre Çinli tüccarların Ortadoğu’ya yapmış oldukları seyahatler pusulanın önce Ortadoğu ve oradan da Avrupa’ya ulaştığıdır. Bir diğer rivayet ise Avrupalı kaşiflerin doğu seyahatleri pusula ile tanıştığı iddiasıdır. Bir başka rivayet ise Çin’den Avrupa’ya pusulanın direk geldiğidir. Avrupa da manyetik iğneler hakkında ilk kayıt Alexander Neckam tarafından 1190 senesinde yazılmış bir kitapta yer almaktadır. Modern pusulanın icadı ise William Sturfeon’ın elektromıknatısı bulması ile başlamaktadır.
1825 senesinde sonra ise farklı birkaç pusula ortaya çıkmıştır. 1960 senesinde Sir Edmund Halley tarafından ilk sıvı pusula prototip yapıldı. 1885 senesinde ise ilk el pusulası patenti alındı. Ancak pusulanın yanında demirden oluşan herhangi bir cisim bulunması halinde pusula etkilenerek farklı bir yönü gösterebilir. Bu durum gemilerde yoğun demirin bulunması nedeni ile pusulada yön bulmada büyük zorluklar yaşanmakta idi. Fakat denizciler 19. Yüzyılda çok fazla çalışarak bu sapmayı ortadan kaldırdılar.
The post Pusula Nedir? Nasıl Kullanılır? Pusula Çeşitleri Nelerdir? appeared first on Genç Klavye.
]]>The post Olası Marmara Depremi’nin Etkisi Ve Sonuçları appeared first on Genç Klavye.
]]>Tarihler 17 Ağustos 1999’u gösterdiğinde gece yarısı saat 03:02’de başta Kocaeli, Sakarya, Yalova ve İstanbul olmak üzere Marmara bölgesi ve çevresi büyük bir deprem yaşadı. Resmi kaynaklarda yazılı olana göre bu korkunç yer küre olayında; 17.480 kişi hayatını kaybetti, 23.781 kişi yaralandı ve 505 kişi sakat kaldı. Binlerce kişi evsiz kalırken milyonlarca kişi depremin oluşturduğu sosyolojik kelebek etkisinden etkilendi. 1999 yılındaki Marmara depremi pek çok uzmana göre beklenen Marmara depreminden daha az bir şiddete sahipti.
Türkiye bu felaketin görünen enkazını aylarca, mali ve sosyolojik enkazını ise yıllarca kaldıramadı.

Bu konuda herkes ayrı bir görüşü savunsa da TMMOB tarafından yayınlanan “İstanbul depreme hazır mı?” raporuna göre 470 olan deprem toplanma alanı günümüzde 77’ye düştü. 470 sayısı bile mevcut İstanbul nüfusunun sığınması için yeterli bir alan oluşturmayacak. Marmara Depremi öncesi birçok uzman ve profesör de bu alanların yetersiz kalacağını görüşünde hemfikir.
Çoğu uzmanın da belirttiği gibi depremin gerçekleşeceği zamana dair bir gün veya zaman vermek imkansız. Bundan yıllar sonra da gerçekleşebilir, bu yazıyı okurken de. Fakat şiddeti ve oluşturacağı etkiler fay hattının durumuna göre tahmin edilebiliyor. İstanbul Teknik Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği bölümünde profesörlük yapan Celal Şengör’ün tahminlerine göre Marmara depremi maksimum 7,6 büyüklüğünde olacak.

Depremin en az 100bin insanı canından edebileceğini söyleyen Şengör, ölümlerin sadece deprem kaynaklı olmayacağını yaşanan paniğin, olası çıkabilecek yangınlarında bir felaket silsilesi oluşturabileceğini söyledi. Kısacası Marmara depremi he açıdan ülke adına zor günlerin başlangıcı olabilir önlem alınmazsa.
Ayrıca depremin yaratacağı ekonomik ve sosyolojik sorunların sadece bölge genelinde değil tüm Türkiye’ye de yansıyabileceğini belirten Celal Şengör, önlem alınmaz ise Türkiye’nin deprem sonrası bağımsızlığını dahi kaybedebileceğini sözlerine ekledi Marmara depremi konusunda birçok uzman gibi o da acil önlemler alınması konusunda yetkilileri uyardı.
The post Olası Marmara Depremi’nin Etkisi Ve Sonuçları appeared first on Genç Klavye.
]]>