Notice: Function _load_textdomain_just_in_time was called incorrectly. Translation loading for the wordpress-seo domain was triggered too early. This is usually an indicator for some code in the plugin or theme running too early. Translations should be loaded at the init action or later. Please see Debugging in WordPress for more information. (This message was added in version 6.7.0.) in /home/gencklavye/public_html/wp-includes/functions.php on line 6170

Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/gencklavye/public_html/wp-includes/functions.php:6170) in /home/gencklavye/public_html/wp-includes/feed-rss2.php on line 8
Sağlık - Genç Klavye https://www.gencklavye.com/category/saglik/ Genç Klavye Tue, 08 Dec 2020 10:02:09 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=7.0 https://www.gencklavye.com/wp-content/uploads/2020/03/cropped-icon-32x32.png Sağlık - Genç Klavye https://www.gencklavye.com/category/saglik/ 32 32 Nasıl Kilo Verilir? https://www.gencklavye.com/nasil-kilo-verilir/ https://www.gencklavye.com/nasil-kilo-verilir/#respond Tue, 08 Dec 2020 10:02:05 +0000 https://www.gencklavye.com/?p=7695 Günümüzde kilo vermek, aslında pek çok farklı yanlış ile birlikte gerçekleştirilen uygulamalar arasında yer almaktadır. Elbette ki kilo vermek sağlık açısından ne kadar önemli ise, kilo verirken dikkat edilmesi gereken hususlar bulunurken, bunlara uyum göstermekte oldukça önemli bir yere sahiptir. Fazla kiloları ile başları dertte olan hem bay hem de bayanların dikkat etmesi gereken hususlar …

The post Nasıl Kilo Verilir? appeared first on Genç Klavye.

]]>
Günümüzde kilo vermek, aslında pek çok farklı yanlış ile birlikte gerçekleştirilen uygulamalar arasında yer almaktadır. Elbette ki kilo vermek sağlık açısından ne kadar önemli ise, kilo verirken dikkat edilmesi gereken hususlar bulunurken, bunlara uyum göstermekte oldukça önemli bir yere sahiptir.

Fazla kiloları ile başları dertte olan hem bay hem de bayanların dikkat etmesi gereken hususlar bulunurken, bunlar arasında şu bilgilere göz atmak önemlidir.

kilo verme yöntemleri

Kilo Verirken Dikkat Edilmesi Gerekenler

  • Formdan düşmemek ve kilolarınızı sağlıklı bir şekilde kaybetmek için, günlük almanız gereken gıdaların kalorilerine dikkat etmek önemlidir.
  • Elbette ki hiçbir şey yemeden kilo vermek mümkün olsa da vücut direnciniz azalır ve bu sayede hastalıklar ile karşılaşabilirsiniz.
  • Hızlı kilo verme yöntemleri, sağlık açısından ciddi tehlikeler oluştururken, şok diyet ve diğer yöntemler gibi uygulamalardan uzak durmak önemli.
  • Besinlerden, protein, mineral, vitamin ve diğer takviyeleri almak zorundasınız. Eğer ki kilo verme süreçlerinizde, mineral ve vitamin gibi yararlı maddelerden de uzak durursanız, vücut direncini kaybederek bir zayıflamış gibi değil de resmen çökmüş gibi görünebilirsiniz.

Günlük Almanız Gereken Kalori Miktarı

  • Elbette ki günlük alınması gereken kalori miktarı, yaş, boy, kilo ve diğer etkenlere göre değişiklik göstermektedir. Ortalama olarak 20 -25 yaşları arasında, aşağı yukarı 2000 kalori ortalaması bulunmaktadır. Tabi ki kendi kişisel özelliklerinize göre günlük kalori hesaplamanızı yaparak bu değer üzerinden hareket etmeniz önemlidir.
  • Örneğin; günlük sizin vücut kitle endeksine göre almanız gereken kalori 2000 kcal olsun. İşte bu durumda günlük tükettiğiniz yiyeceklerin, gıdaların, besinlerin yediğiniz miktara göre kalorilerinin hesaplanarak tüketilmesi gerekmektedir. Eğer ki 2000 kcal altında besin tüketirseniz, geriye kalan fark ise sizlere kilo kaybı olarak dönecektir. Zaten istediğimizde bu değil mi?
evde kilo verme

Egzersizlerin Önemi

Kilo verme süreci içerisinde elbette ki egzersizlerin, yapılan spor ve tüm hareketlerin önemi büyüktür. Elbette ki kalori hesaplamasından sonra, günlük koşular, yürüyüşler, kardiyo, egzersiz hareketleri bulunan bir takvim oluşturmanız, yine kalori kaybetmenize ve daha hızlı kilo vermenize olanak sağlayacaktır.

Şekeri Hayatınızdan Çıkarın

İlk olarak, şekeri hayatınızdan tamamen çıkarmanız gerekiyor. Yani direkt olarak şeker ve şekerli ürünler tüketmek doğru değildir. Zaten, sebze, meyve gibi gıdalardan vücudunuzun ihtiyacı olduğu kısmını alabileceksiniz. En çok dikkat edilmesi gereken bir husus var ki, gazlı içeceklerden kesinlikle uzak durmak, kilo vermek konusunda sizlere mükemmel bir destek sunacaktır.

sağlıklı kilo verme

Ara Öğünleri Atlamayın

Elbette ki kilo verebilmek için az porsiyon ve çok öğün daha iyi yardımcı olabilecektir. Bir öğün içerisinde tükettiğiniz porsiyon ne kadar küçük olursa, eritmesi ve yağların yakımı da bir o kadar kolay olacaktır. Bununla birlikte ara öğünlerde, bir diyet uzmanının uyguladığı takvime uymak, sizleri tok tutacak ve akşam yemeklerinde aşırı gıda tüketiminden sizleri koruyacaktır.

DİKKAT

Yukarıda ki bilgilerin yanı sıra, sağlıklı ve hızlı kilo verebilmek adına, şunlara da göz atmak kişilerin faydasına olacaktır.

  • Uykunuzu bir düzene koymanız gerekiyor
  • Stres, üzüntü gibi durumları ortadan kaldırın, kendinize vakit ayırın
  • Diyet günlüğü planlı bir kilo vermek adına sizlere yardımcı olacaktır
  • Kalorisi düşük fakat sizleri tok tutabilecek olan, yulaf, yumurta, zencefil, greyfurt gibi gıdalar ile iştahınızı azaltabilirsiniz.
  • Porsiyonlarınızı kesinlikle küçültmeniz sizlerde büyük bir etki bırakacaktır. Tabi ki de yemeklerinizde ekmek tüketimi en aza indirilmeli ve hatta mümkünse ortadan kaldırılmalıdır.
  • Hiçbir öğünü atlamadan, takvime uygun şekilde günlerinizi geçirin. Bir öğünü atlamak, diğer öğünde daha fazla gıda tüketimine sebep olacağından, tükettiğiniz kalori artacak ve kilo artışı olacaktır.

The post Nasıl Kilo Verilir? appeared first on Genç Klavye.

]]>
https://www.gencklavye.com/nasil-kilo-verilir/feed/ 0
Pırasa Nedir? Özellikleri ve Faydaları Nelerdir? https://www.gencklavye.com/pirasa-nedir-ozellikleri-ve-faydalari-nelerdir/ https://www.gencklavye.com/pirasa-nedir-ozellikleri-ve-faydalari-nelerdir/#respond Mon, 07 Dec 2020 18:01:21 +0000 https://www.gencklavye.com/?p=7658 Bir kış sebzesi olan pırasa zambakgiller ailesinden olup gövdesi ve kökü toprağın altında yetişen bir sebzedir. Koku ve tat olarak soğanı andıran pırasa, besin değeri olarak baktığımızda soğandan daha düşüktür. Yapraklarının ve baş kısmının şekline göre birçok farklı türlere ayrılan pırasa çoğunlukla pişirilerek tüketilen bir yiyecektir. Ülkemizde ve dünyada oldukça sık tüketilen pırasanın faydaları pek …

The post Pırasa Nedir? Özellikleri ve Faydaları Nelerdir? appeared first on Genç Klavye.

]]>
Bir kış sebzesi olan pırasa zambakgiller ailesinden olup gövdesi ve kökü toprağın altında yetişen bir sebzedir. Koku ve tat olarak soğanı andıran pırasa, besin değeri olarak baktığımızda soğandan daha düşüktür. Yapraklarının ve baş kısmının şekline göre birçok farklı türlere ayrılan pırasa çoğunlukla pişirilerek tüketilen bir yiyecektir. Ülkemizde ve dünyada oldukça sık tüketilen pırasanın faydaları pek çok kişi tarafından bilinmese de sağlık üzerinde önemli roller üstlenmektedir.

Kış sebzeleri arasında yer alan bu bitki Liliaceae (Zambakgiller) familyasında bulunmaktadır. Pırasa yetişme dönemlerinde hem gövdesi hem de kökü toprak altında büyüyen ve uzun şeritler halinde olan yeşil yaprakları yeryüzünde beliren bir bitkidir. Yeşil bir bitki olan pırasa ekildiği ilk yılda soğanını verirken ikinci yılının sonlarına doğru ise sapı yaklaşık 1 metreye kadar uzayarak dikkat çekmektedir. Yeryüzünde pırasanın birçok çeşidi olmasına ve ülkemizde de sıklıkla tüketilen bir bitki olmasına rağmen en sık tüketilen pırasa türü kartal pırasası olarak bilinmektedir. Yeşil yapraklı milyonlarca bitki içerisinde C vitamini açısından bakıldığında en yüksek değerlere sahip olan bitkiler arasında yer alan pırasa dilendiği gibi pişmiş veya çiğ olarak tüketilebilmektedir. Ancak ülkemizde ve dünyada genel olarak pişmiş olarak tüketilmektedir. Pırasa kökünün sarımsağa benzer bir yapıya sahip olması ile de tıpkı sarımsak gibi birçok derde deva olarak görülen bir bitkidir.

Pırasa Nasıl Bir Bitkidir?

Dünyada ve ülkemizde en çok tüketilen yeşil sebzeler arasında yer alan pırasa içerisinde bulundurmuş olduğu birçok besin değeri ile sağlık üzerinde oldukça etkilidir. Fazlasıyla tüketilmesine karşın birçok kişinin çok bilgi sahibi olmadığı pırasa nedir peki? Pırasa yeşil ve uzun şeritler şeklindeki yapraklara sahip olan farklı görünümü ile diğer bitkilerden kendisini ayıran pırasanın Latince karşılığı Allium porrum’dur. Pırasanın en çok dikkat çeken özelliklerinden biri de hiç şüphesiz ki yapraklarının tepelerinde açan çiçekleridir. Pırasayı diğer bitkilerden ayıran en önemli özellikleri arasında yetiştirilme aşamasıdır. Pırasa yetiştirilme aşamasında kendini gösteren bir bitki olup, yetiştiriciliği iki kısımdan meydana gelmektedir. Birinci kısmı pırasa tohumlarının ekilerek öncelikle fide elde edilmesi iken, ikinci kısmı bu fidelerin tekrar ekilerek pırasa bitkisinin meydana gelmesi şeklinde gerçekleşmektedir. Pırasa görüntü olarak çiriş otuna benzer bir yapıya sahip olduğu için bazı durumlarda karıştırılabilmektedir. Pırasanın tüketilen kısımları ise genellikle gövde ve yaprak kısımları denilebilir.

pırasa nedir

Pırasa Çeşitleri Nelerdir?

Yeryüzünde gerek ekildiği bölgeye göre gerekse de ömürlerine göre birçok pırasa çeşidi yer almaktadır. Pırasa çeşitleri yaprakları ve sap kısımları baz alınarak birbirinden ayırt edilmektedir. Yaprak ve sap kısımları incelenerek bakıldığında 6 çeşit pırasa türü karşımıza çıkarken bu pırasa türleri arasında ülkemizde en çok tüketilen kartal pırasası olarak bilinen türdür. Pırasa türlerini tanıyacak olursak şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Çin pırasası: Kılıca benzeyen bu pırasa çeşidi uzun saplı olup baş kısmı ise neredeyse yok denecek kadar azdır. Batı türlerinde yetişen pırasa çeşitlerine göre daha acımtırak bir tada sahip olan Çin pırasası aynı zamanda sert olduğu için pişirilmekte de güçlük yaşanmaktadır. Türlü yemekleri için uygun bir bitkidir.
  • Tereyağbaşlı pırasa: Baş kısmı yayvan bir yapıya sahip olan bu pırasa türü özellikle Avrupa’da odlukça yaygın bir bitkidir. Türkiye’de ise İnegöl pırasası olarak bilinen tereyağbaşlı pırasa tereyağ kıvamında bir yumuşaklığa sahiptir. Gövdesi beyaz ve uzun, lezzetli ve beyaz etli bir bitki çeşidi olan bu pırasaların adaptasyon kabiliyetleri yüksek olduğu için verimliliği de oldukça yüksektir. Oldukça sevilen bu pırasa türünün yenilen kısmı yaklaşık 3-4 cm çapında ve 50 cm uzunluğundadır.
  • Iceberg: Lahanayı andıran bir yapıya sahip olan bu pırasa türü yoğun başlardan meydana gelmekle birlikte genel olarak Gevrekbaş olarak da tanınmaktadır. ABD’de oldukça yaygın olan bu tür, tadından ziyade gevrek bir yapıya sahip olduğu için pırasa türleri arasında en narini olarak bilinmektedir.
  • Romen pırasa: Diğer adıyla CO olarak tanınan bu pırasa türü kendine özgü bir baş türüne sahip olduğu için diğer pırasalardan kendini ayırt etmektedir. Uzun yapraklarıyla da yine dikkat çeken bir pırasa türüdür.
  • Yayvanyapraklılar: Daha ince, hafif ve narin yapraklara sahip olan bu pırasa türü meşe yaprakları ve lollo rosso pırasalarından meydana gelmektedir.
  • Yaz Gevreği: Diğer ismi ile Batavian olarak bilinen bu pırasa türü gevrek bir yapıya sahip odluğu için gevrekbaş pırasaya benzetilmektedir. Tıpkı gevrekbaş pırasa gibi yoğun bir baş kısmı vardır. Daha çok Iceberg ve Yayvanyapraklılar arasında bir tür olarak bilinir.

Pırasanın Özellikleri Nelerdir?

Ülkemizde bilinen ve tüketilen pırasa halk arasında da birçok farklı söylemde ve farklı çeşitte bulunmaktadır. Yetiştirildiği bölgeye ve yöreye göre birçok farklı isimler alan pırasa türleri arasında en iyisi olarak bilinen beyaz yaprakları olan kamış pırasası olarak söylenebilir. Bu pırasa ilk oluştuğu anda sadece bir saptan ibaret olsa da zamanla yapraklanmaktadır. Daha sonra ise bu yapraklar ince uzun bir hal alır ve pırasaların isimlendirilmesi yaprakların biçimlerine göre gerçekleşmektedir.

Yukarıda anlatmış olduğumuz pırasa çeşitleri aslında halk arasında farklı isimler ile bilinmektedir. Bunlar arasında tereyağbaşlı olan pırasa türü İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde kartal pırasası olarak bilinmektedir. Yine bu tür Bursa ve çevre illerinde İnegöl pırasası olarak tanınmaktadır. Kartal pırasası dışında ülkemizde birçok bölgede yetiştirilen pırasa türlerinden biri de kara pırasasıdır. Kara pırasa kartal pırasaya nazaran daha yeşil yapraklara sahip olup boyu da daha kısadır. Kara pırasa olarak bilinen bu yiyecekte besin değerinin en çok olduğu kısım bitkinin kök kısımlarıdır. Özellikle kök kısımlarındaki vitamin değerlerinin yaprak kısımlarına oranla çok daha yüksek olduğu bilinmektedir. Yaprakları oldukça sert olduğu için çoğunlukla pişirilerek tüketilen bu pırasa çiğ olarak da tüketilebilmektedir.

çiğ pırasanın faydaları

Pırasanın Faydaları Nelerdir?

Yukarıda anlamış olduğumuz pırasanın isimleri, türleri, bulunduğu bölgeleri ve özellikleri sayesinde pırasa nedir sorusunun cevabı biraz herkes için yerine oturmuş olmalıdır. Pırasa birçok özelliği ile sağlık üzerinde oldukça etkilidir.  Pırasanın en önemli özelliği olarak bilinen damar dinlendirici özelliği sayesinde muhteşem bir şekilde hipertansiyonu önlemektedir. Gerek böbrekleri gerekse de bağırsakları iyi ve etkili bir şekilde çalıştırması sayesinde pırasa bu bölgelerin güçlenmesini de sağlamaktadır. Vücuttaki kanı temizlemesi ile de oldukça bilinen pırasa aynı zamanda böbrekteki kum ve taşları etkili bir şekilde yok ederek böbrek rahatsızları için ilaç gibi bir bitkidir.

Tedaviye destek amacıyla da egzama, damar sertliği ve astım gibi rahatsızlıklarda pırasa yine sıklıkla tercih edilen yiyecekler arasındadır. Demir, iyot ve kalsiyum gibi pek çok iyon ve mineral açısından zengin olduğu bilinen pırasa aynı zamanda kansızlığa da oldukça iyi gelmektedir. kemik sağlığı için de önemli bir rol oynayan pırasa içerisinde bulundurduğu K vitamini ile birlikte kanın daha rahat hareket etmesini sağlamaktadır. Aynı zamanda antioksidan etkisi ile de vücutta gerçekleşen pek çok hastalığa karşı direnç oluşturan pırasa sık sık tüketilmesi gereken bir besindir.

The post Pırasa Nedir? Özellikleri ve Faydaları Nelerdir? appeared first on Genç Klavye.

]]>
https://www.gencklavye.com/pirasa-nedir-ozellikleri-ve-faydalari-nelerdir/feed/ 0
Egzama Belirtileri, Korunma Yolları ve Tedavisi https://www.gencklavye.com/egzama-belirtileri-korunma-yollari-ve-tedavisi/ https://www.gencklavye.com/egzama-belirtileri-korunma-yollari-ve-tedavisi/#respond Fri, 06 Nov 2020 14:29:54 +0000 https://www.gencklavye.com/?p=6838 Birçok farklı sebeplerle ortaya çıkan egzamanın daha çok sebebi psikolojik kökenli önemli bir deri hastalığıdır. Genellikle deride şişme, kızarıklık, döküntü veya kaşıntı olarak karşımıza çıkan egzama tıp dilinde dermatit olarak bilinmektedir. Egzama toplumda oldukça yaygın bir hastalık olmanın yanı sıra özellikle çocuklarda çok sık görülen bir cilt hastalığıdır.Birçok alt türü bulunan bu hastalık dermatoloji kliniklerine …

The post Egzama Belirtileri, Korunma Yolları ve Tedavisi appeared first on Genç Klavye.

]]>
Birçok farklı sebeplerle ortaya çıkan egzamanın daha çok sebebi psikolojik kökenli önemli bir deri hastalığıdır. Genellikle deride şişme, kızarıklık, döküntü veya kaşıntı olarak karşımıza çıkan egzama tıp dilinde dermatit olarak bilinmektedir. Egzama toplumda oldukça yaygın bir hastalık olmanın yanı sıra özellikle çocuklarda çok sık görülen bir cilt hastalığıdır.Birçok alt türü bulunan bu hastalık dermatoloji kliniklerine başvuran hastaların yaklaşık olarak %10-20sinde bulunmaktadır.

Oldukça yaygın bir hastalık olmasına karşın tam sebepleri ve tedavisi henüz tıp dünyasında yer almayan bu hastalık genel olarak kalıtsal olarak gözlenmekte olup hastaların birçoğunda aynı belirtiler gözlenmektedir. Kesin tedavisi olmadığı için bu hastaların doktorların önerilerine ve uyarılarına özen göstermesi oldukça önemlidir. Aynı zamanda erken teşhis de yine belirtiler doktora söylendiğinde hastalığın ilerlememesi ve semptomların daha az görülmesi için önemli bir noktadır.

Egzama Ne Demektir?

Yaygın bir deri hastalığı olan egzama (dermatit) bazı iç veya dış faktörlere derinin vermiş olduğu iltihaplı cevap ile meydana gelen durumun genel bir ismidir. Birçok kişide görülen ve merak edilen egzama nedir sorusunun cevabı aslında iltihaplı deri hastalığıdır diyebiliriz. Henüz tıpta sebepleri ve kesin tedavisi öngörülmeyen bu hastalığın alt türleri ise; alerjik, sinirsel, temas egzaması ve yağlı deridir. Hastaların neredeyse hepsinde aynı belirtiler gözlenmekte olup bu türler arasında en yaygını alerjik dermatit olarak bilinen atopik dermatittir.

Genellikle kalıtsal olarak aktarılan atopik dermatitte, atopik kelime anlamı olarak farklı anlamına geldiği için derideki farklılıklar kastedilmektedir.  Egzama türlerinden olan temas egzaması diğerlerinden farklı olup tek bir nedenden dolayı kaynaklanabilirken, diğer egzama türlerinde birçok faktör bir araya gelerek etken olabilmektedir. Egzamanın yetişkin bireylerde kesin bir tedavisi mümkün değilken, çocuklarda meydana gelen egzamalar zamanla geçmektedir. Yetişkinlerde ise bazı durumlarda yazın tedavi olan egzamalar kışın tekrardan kendini yenileyerek ortaya çıkabilmektedir. Bu hastalar hastalığı tetikleyecek bütün etmenlerden uzak durmalı ve egzamayı olabildiğince kontrol altına almaya çalışmalıdır.

egzama nedenleri

Kronik ve Akut Egzama

Vücudumuzda meydana gelen egzamalar ile birlikte vücudun savunma mekanizması da enfeksiyonlara karşı daha güçsüz bir hale gelmektedir. Bu nedenle vücut herhangi bir mantar veya enfeksiyon gibi hastalıklarda kolayca egzama meydana gelebilmektedir. Egzama bireylerde akut veya kronik olarak meydana gelebilmektedir. Akut egzama hastalarda genel olarak deride şişkinlik, sıvı dolu kabarcıklar, kızarıklık ve kaşıntı gibi belirtiler ile ortaya çıkmaktadır. Kronik egzama ise kaşıntılı bir şekilde döküntü şeklinde kendini göstermektedir. Hastalarda egzama bölgesinin kaşınması sonucunda hemen çatlayan kalın deriler meydana gelmeye başlamaktadır.

Vücutta en sık hangi bölgelerde egzama meydana gelir?

Egzama vücutta birçok bölgede meydana gelebilmektedir. Meydana gelen bölgeler ise egzamanın türüne göre değişmektedir. Bu türleri ve bulunduğu bölgeleri sıralayacak olursak;

  • Atopik dermatit, erişkinlerde vücudun yaygın bir bölgesinde, bebeklerde yüz bölgesinde ve çocuklarda kıvrım bölgelerinde meydana gelmektedir.
  • Fotosensitif egzamalar, vücudun güneş gören bölgelerinde oluşur.
  • İrritan kontakt egzamalar, el ve yüz bölgesinde ağırlıklı olarak meydana gelir.
  • Dishidrotik egzamalar, parmak lateral bölgelerinde oluşur.
  • Alerjik kontakt dermatit, el, yüz ve ayak bölgelerinde oluşur.
  • Fitofotokontakt dermatit ise vücudun genellikle açık kalan bölgelerinde yaygınlık göstermektedir.

Egzama öncelikle vücudun hassas bölgelerinde meydana gelir. Bu bölgeler yüz ve kafa derisi gibi bölgelerdir. Zamanla bacaklara ve kollara kadar yayılan egzama bilhassa kıyafetlerin sürtünen ve tahriş olmaya açık bölgelerinde ve derinin katlandığı eklem bölgelerinde meydana gelmektedir.

Egzama Nedenleri

Gerek çocuklarda gerekse de yetişkinlerde yaygın bir şekilde görülen egzama rahatsızlığının tam olarak ne olduğu kimse bilmemektedir. Birçok kişinin aklında yer alan egzama nedir sorusunun tam cevabı ise bazı içsel ve dışsal faktörlere karşı vücudun vermiş olduğu iltihaplı cevaptır. Egzamanın nedenleri ise egzama türlerine göre farklılık göstermektedir. Kontakt dermatit türüne, deterjanlar, boyalar, sabunlar, parfümler, kremler, makyaj ürünleri, losyonlar gibi deriye temas eden birçok madde neden olmaktadır. Egzamaya neden olan ajanlar egzama bölgesine göre de farklılıklar göstermektedir. Eğer egzama bölgesine ajan temas ettikten hemen sonra egzama oluşuyorsa irritan kontakt dermatit, bir süre duyarlılık dönemi geçmesi sonrası oluşuyor ise alerjik kontakt dermatit adı verilmektedir. Fitofotokontakt dermatit türüne ise incir gibi bazı bitkilerin cilde temas etmesinden sonra güneşe maruz kalmak neden olmaktadır.

Egzamaya bazı çevresel faktörler de neden olmaktadır. Bu çevresel faktörler arasında, genetik, stres, bağışıklık sistemi, alerjenler ve hava koşulları yer almaktadır. Daha önce de söylediğimiz gibi duygusal faktörlerden oldukça etkilenen egzama stres gibi insanın fiziksel durumunu etkileyen faktörler nedeniyle de vücutta bir tepki göstermektedir ve sonuç olarak egzama meydana gelmektedir.

Egzamanın Belirtileri

Egzamanın belirtileri dönemden döneme farklı döküntüler oluşturabilmektedir. Subakut dönemde egzama küçük yakacıklar şeklinde kabuklanmalar veya kepeklenmeler meydana gelmektedir. Egzama akut dönemde ise şişlik, küçük sıvı kabarcıklar, kızarıklık, kaşıntı ve sulanma gibi belirtiler ön plana çıkmaktadır. Bu dönemde hastalar şiddetli bir şekilde yanma ve kaşıntılardan şikayet etmektedirler. Kimi dermatit hastalarında sadece kaşıntı ve yanma gerçekleşirken, kabuklanma ve kepeklenme görülmemektedir. Egzama kronik dönemde ise cilt kuruyup kalınlaşmış bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Deride çatlamalar ve renk değişikliği meydana gelmektedir.

Egzama hastalığının en tipik belirtisi hiç şüphesiz ki kaşıntılardır. Bunun beraberinde deride sivilceye benzeyen yapılar meydana gelir, iltihaplı bölge kurumaya başlar ve bazı bölgelerde su toplanması meydana gelir.  Egzamalı bölgenin kaşınmasıyla birlikte enfeksiyonlu bölge yayılarak genişlemeye başlar ve zamanla deri kanayarak iltihaplı bölgenin ağrımasına neden olur. Kaşınma sonrasında açılan çatlaklardan giren mikroplar da yine egzamanın daha hızlı bir şekilde yayılmasına neden olmaktadır. Aynı zamanda çatlak olan bu bölgenin diğer enfeksiyon hastalıklarına da açık olmasına sebep olmaktadır.

egzama korunma yolları

Egzama Tedavisi

Daha önce de belirttiğimiz gibi egzama kesin bir tedavisi olan bir hastalık olmayıp vücutta ağır sayılabilecek bir hastalık da değildir. Ancak devamlı kaşıntı ve kızarmalara neden olduğu için hastayı sürekli rahatsız eden bir rahatsızlıktır. Egzama eğer bebeklerde meydana gelmişse bebeklere pamuklu ve parmaksız olan eldivenler geçirilerek bebeklerin bu bölgeleri kaşıması önlenebilmektedir. Egzaması olan çocuklar çiçek aşısı kesinlikle olmaması gerekir. Özellikle çocuklarda ölümcül dahi olabilen ateşli bir hastalık meydana getiren egzamalı kişilerde çiçek aşısı oldukça tehlikelidir. Bununla beraber egzamalı kişilerin uçuk virüsü olan kişiler ile de temas etmemesi gerekir. Aksi takdirde enfeksiyonun yayılması hızlanabilir.

Egzama tedavisi için birçok ilaç grubu yer almaktadır. Özellikle kortizonlu ve çinko bileşeni olan deri merhemleri egzamalı bölgelerin doktorun önerisi doğrultusunda sürülebilmektedir. Bununla beraber kaşıntıyı azaltmak amacıyla antihistaminik merhemler, egzamanın deriyi kurutarak çatlamasını önlemek ve derideki su içeriğinin azaltılması amacıyla üreli merhemler ve alerjiyi önlemek için de genellikle astım tedavisi için kullanılan sodyumkromoglikat isimli madde kullanılabilmektedir. Egzama hastalarda şiddetli kaşıntıya sebep olduğu için kaşınmak imkansız gibi bir şeydir. Bu nedenle hasta eğer tırnaklarını kısa, temiz tutarsa enfeksiyonu önlemek adına doğru bir adım olacaktır.

Egzama Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Korunma Yolları ve Tedavisi

Birçok farklı sebeplerle ortaya çıkan egzamanın daha çok sebebi psikolojik kökenli önemli bir deri hastalığıdır. Genellikle deride şişme, kızarıklık, döküntü veya kaşıntı olarak karşımıza çıkan egzama tıp dilinde dermatit olarak bilinmektedir. Egzama toplumda oldukça yaygın bir hastalık olmanın yanı sıra özellikle çocuklarda çok sık görülen bir cilt hastalığıdır.Birçok alt türü bulunan bu hastalık dermatoloji kliniklerine başvuran hastaların yaklaşık olarak %10-20sinde bulunmaktadır.

Oldukça yaygın bir hastalık olmasına karşın tam sebepleri ve tedavisi henüz tıp dünyasında yer almayan bu hastalık genel olarak kalıtsal olarak gözlenmekte olup hastaların birçoğunda aynı belirtiler gözlenmektedir. Kesin tedavisi olmadığı için bu hastaların doktorların önerilerine ve uyarılarına özen göstermesi oldukça önemlidir. Aynı zamanda erken teşhis de yine belirtiler doktora söylendiğinde hastalığın ilerlememesi ve semptomların daha az görülmesi için önemli bir noktadır.

Egzama ne demektir?

Yaygın bir deri hastalığı olan egzama (dermatit) bazı iç veya dış faktörlere derinin vermiş olduğu iltihaplı cevap ile meydana gelen durumun genel bir ismidir. Birçok kişide görülen ve merak edilen egzama nedir sorusunun cevabı aslında iltihaplı deri hastalığıdır diyebiliriz. Henüz tıpta sebepleri ve kesin tedavisi öngörülmeyen bu hastalığın alt türleri ise; alerjik, sinirsel, temas egzaması ve yağlı deridir. Hastaların neredeyse hepsinde aynı belirtiler gözlenmekte olup bu türler arasında en yaygını alerjik dermatit olarak bilinen atopik dermatittir.

Genellikle kalıtsal olarak aktarılan atopik dermatitte, atopik kelime anlamı olarak farklı anlamına geldiği için derideki farklılıklar kastedilmektedir.  Egzama türlerinden olan temas egzaması diğerlerinden farklı olup tek bir nedenden dolayı kaynaklanabilirken, diğer egzama türlerinde birçok faktör bir araya gelerek etken olabilmektedir. Egzamanın yetişkin bireylerde kesin bir tedavisi mümkün değilken, çocuklarda meydana gelen egzamalar zamanla geçmektedir. Yetişkinlerde ise bazı durumlarda yazın tedavi olan egzamalar kışın tekrardan kendini yenileyerek ortaya çıkabilmektedir. Bu hastalar hastalığı tetikleyecek bütün etmenlerden uzak durmalı ve egzamayı olabildiğince kontrol altına almaya çalışmalıdır.

Kronik ve akut egzama

Vücudumuzda meydana gelen egzamalar ile birlikte vücudun savunma mekanizması da enfeksiyonlara karşı daha güçsüz bir hale gelmektedir. Bu nedenle vücut herhangi bir mantar veya enfeksiyon gibi hastalıklarda kolayca egzama meydana gelebilmektedir. Egzama bireylerde akut veya kronik olarak meydana gelebilmektedir. Akut egzama hastalarda genel olarak deride şişkinlik, sıvı dolu kabarcıklar, kızarıklık ve kaşıntı gibi belirtiler ile ortaya çıkmaktadır. Kronik egzama ise kaşıntılı bir şekilde döküntü şeklinde kendini göstermektedir. Hastalarda egzama bölgesinin kaşınması sonucunda hemen çatlayan kalın deriler meydana gelmeye başlamaktadır.

Vücutta en sık hangi bölgelerde egzama meydana gelir?

Egzama vücutta birçok bölgede meydana gelebilmektedir. Meydana gelen bölgeler ise egzamanın türüne göre değişmektedir. Bu türleri ve bulunduğu bölgeleri sıralayacak olursak;

  • Atopik dermatit, erişkinlerde vücudun yaygın bir bölgesinde, bebeklerde yüz bölgesinde ve çocuklarda kıvrım bölgelerinde meydana gelmektedir.
  • Fotosensitif egzamalar, vücudun güneş gören bölgelerinde oluşur.
  • İrritan kontakt egzamalar, el ve yüz bölgesinde ağırlıklı olarak meydana gelir.
  • Dishidrotik egzamalar, parmak lateral bölgelerinde oluşur.
  • Alerjik kontakt dermatit, el, yüz ve ayak bölgelerinde oluşur.
  • Fitofotokontakt dermatit ise vücudun genellikle açık kalan bölgelerinde yaygınlık göstermektedir.

Egzama öncelikle vücudun hassas bölgelerinde meydana gelir. Bu bölgeler yüz ve kafa derisi gibi bölgelerdir. Zamanla bacaklara ve kollara kadar yayılan egzama bilhassa kıyafetlerin sürtünen ve tahriş olmaya açık bölgelerinde ve derinin katlandığı eklem bölgelerinde meydana gelmektedir.

egzama tedavisi

Egzama nedenleri

Gerek çocuklarda gerekse de yetişkinlerde yaygın bir şekilde görülen egzama rahatsızlığının tam olarak ne olduğu kimse bilmemektedir. Birçok kişinin aklında yer alan egzama nedir sorusunun tam cevabı ise bazı içsel ve dışsal faktörlere karşı vücudun vermiş olduğu iltihaplı cevaptır. Egzamanın nedenleri ise egzama türlerine göre farklılık göstermektedir. Kontakt dermatit türüne, deterjanlar, boyalar, sabunlar, parfümler, kremler, makyaj ürünleri, losyonlar gibi deriye temas eden birçok madde neden olmaktadır. Egzamaya neden olan ajanlar egzama bölgesine göre de farklılıklar göstermektedir. Eğer egzama bölgesine ajan temas ettikten hemen sonra egzama oluşuyorsa irritan kontakt dermatit, bir süre duyarlılık dönemi geçmesi sonrası oluşuyor ise alerjik kontakt dermatit adı verilmektedir. Fitofotokontakt dermatit türüne ise incir gibi bazı bitkilerin cilde temas etmesinden sonra güneşe maruz kalmak neden olmaktadır.

Egzamaya bazı çevresel faktörler de neden olmaktadır. Bu çevresel faktörler arasında, genetik, stres, bağışıklık sistemi, alerjenler ve hava koşulları yer almaktadır. Daha önce de söylediğimiz gibi duygusal faktörlerden oldukça etkilenen egzama stres gibi insanın fiziksel durumunu etkileyen faktörler nedeniyle de vücutta bir tepki göstermektedir ve sonuç olarak egzama meydana gelmektedir.

Egzamanın belirtileri

Egzamanın belirtileri dönemden döneme farklı döküntüler oluşturabilmektedir. Subakut dönemde egzama küçük yakacıklar şeklinde kabuklanmalar veya kepeklenmeler meydana gelmektedir. Egzama akut dönemde ise şişlik, küçük sıvı kabarcıklar, kızarıklık, kaşıntı ve sulanma gibi belirtiler ön plana çıkmaktadır. Bu dönemde hastalar şiddetli bir şekilde yanma ve kaşıntılardan şikayet etmektedirler. Kimi dermatit hastalarında sadece kaşıntı ve yanma gerçekleşirken, kabuklanma ve kepeklenme görülmemektedir. Egzama kronik dönemde ise cilt kuruyup kalınlaşmış bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Deride çatlamalar ve renk değişikliği meydana gelmektedir.

Egzama hastalığının en tipik belirtisi hiç şüphesiz ki kaşıntılardır. Bunun beraberinde deride sivilceye benzeyen yapılar meydana gelir, iltihaplı bölge kurumaya başlar ve bazı bölgelerde su toplanması meydana gelir.  Egzamalı bölgenin kaşınmasıyla birlikte enfeksiyonlu bölge yayılarak genişlemeye başlar ve zamanla deri kanayarak iltihaplı bölgenin ağrımasına neden olur. Kaşınma sonrasında açılan çatlaklardan giren mikroplar da yine egzamanın daha hızlı bir şekilde yayılmasına neden olmaktadır. Aynı zamanda çatlak olan bu bölgenin diğer enfeksiyon hastalıklarına da açık olmasına sebep olmaktadır.

Egzama tedavisi

Daha önce de belirttiğimiz gibi egzama kesin bir tedavisi olan bir hastalık olmayıp vücutta ağır sayılabilecek bir hastalık da değildir. Ancak devamlı kaşıntı ve kızarmalara neden olduğu için hastayı sürekli rahatsız eden bir rahatsızlıktır. Egzama eğer bebeklerde meydana gelmişse bebeklere pamuklu ve parmaksız olan eldivenler geçirilerek bebeklerin bu bölgeleri kaşıması önlenebilmektedir. Egzaması olan çocuklar çiçek aşısı kesinlikle olmaması gerekir. Özellikle çocuklarda ölümcül dahi olabilen ateşli bir hastalık meydana getiren egzamalı kişilerde çiçek aşısı oldukça tehlikelidir. Bununla beraber egzamalı kişilerin uçuk virüsü olan kişiler ile de temas etmemesi gerekir. Aksi takdirde enfeksiyonun yayılması hızlanabilir.

Egzama tedavisi için birçok ilaç grubu yer almaktadır. Özellikle kortizonlu ve çinko bileşeni olan deri merhemleri egzamalı bölgelerin doktorun önerisi doğrultusunda sürülebilmektedir. Bununla beraber kaşıntıyı azaltmak amacıyla antihistaminik merhemler, egzamanın deriyi kurutarak çatlamasını önlemek ve derideki su içeriğinin azaltılması amacıyla üreli merhemler ve alerjiyi önlemek için de genellikle astım tedavisi için kullanılan sodyumkromoglikat isimli madde kullanılabilmektedir. Egzama hastalarda şiddetli kaşıntıya sebep olduğu için kaşınmak imkansız gibi bir şeydir. Bu nedenle hasta eğer tırnaklarını kısa, temiz tutarsa enfeksiyonu önlemek adına doğru bir adım olacaktır.

The post Egzama Belirtileri, Korunma Yolları ve Tedavisi appeared first on Genç Klavye.

]]>
https://www.gencklavye.com/egzama-belirtileri-korunma-yollari-ve-tedavisi/feed/ 0
Cilt Lekelerine Ne İyi Gelir? https://www.gencklavye.com/cilt-lekelerine-ne-iyi-gelir/ https://www.gencklavye.com/cilt-lekelerine-ne-iyi-gelir/#respond Wed, 04 Nov 2020 20:00:34 +0000 https://www.gencklavye.com/?p=6808 Güneş sebebiyle oluşan cilt lekeleri için ilk olarak uzun süre güneşte kalmaktan sakınılması ve yüksek koruma faktörüne sahip güneş koruyuculu kremler kullanılmalıdır. Güneş etkisiyle oluşan cilt lekelerinden kurtulmak için evde hazırlayabileceğiniz bazı kürler ve maskeler bulunmaktadır. Bunlardan bazıları ise aşağıda yer almaktadır. 1 tatlı kaşığı mısır unu, 1 tatlı kaşığı kil, 1 çay kaşığı el …

The post Cilt Lekelerine Ne İyi Gelir? appeared first on Genç Klavye.

]]>
Güneş sebebiyle oluşan cilt lekeleri için ilk olarak uzun süre güneşte kalmaktan sakınılması ve yüksek koruma faktörüne sahip güneş koruyuculu kremler kullanılmalıdır. Güneş etkisiyle oluşan cilt lekelerinden kurtulmak için evde hazırlayabileceğiniz bazı kürler ve maskeler bulunmaktadır. Bunlardan bazıları ise aşağıda yer almaktadır.

  • 1 tatlı kaşığı mısır unu, 1 tatlı kaşığı kil, 1 çay kaşığı el kremini ılık suyla birlikte karıştırarak boza kıvamına getirin. Temiz cildiniz üzerine sürün ve kurumasını bekleyin. Kuruduktan sonra artan maskeden alarak yüzünüzdeki maskeyi cildinizi çok hırpalamadan ovarak çıkarın.
  • Yumurta Akı Maskesi: 1 yumurta beyazına 1 limon kabuğunu ince şekilde rendeleyin. Krem kıvamına getirin. İhtiyaç duyulması halinde biraz daha limon kabuğu rendesi ekleyebilirsiniz. Hazırlanan bu karışımı banyodan 1 saat önce cildinize masaj yaparak uygulayın ve iyice yedirmeye dikkat edin.
  • Domates Maskesi: 1 tane doğranmış domates, 1 yemek kaşığı yulaf ezmesi, 1 çay kaşığı limon suyunu karıştırın ve blenderden geçirin. Daha sonra yüzünüzde bulunan lekelerin üzerine çok ince bir tabaka halinde sürerek 10 dakika bekleyin. Ilık suyla yüzünüzü durulayarak temizleyin.

Kahverengi Cilt Lekeleri ve Çözümü

Cildinizde meydana gelen cilt lekeleri için evde uygulanacak doğal yöntemlerden yararlanabilirsiniz. En çok bilinen çözümlerden arasında limon ve süt karışımı yer almaktadır. Bu karışım sayesinde doğum sonrası lekeler, kahverengi cilt lekeleri, güneş lekeleri gibi istenmeyen cilt lekelerinin giderilmesi mümkün olmaktadır.

Kahverengi cilt lekeleri pek çok nedene bağlı olarak oluşabilmektedir. Yaz aylarında güneş ışınlarının altında uzun süre kalınması, kirli hava, hormonsal dalgalanmalar, yaşlanma, kadınlarda hamilelik dönemi cilt lekelerinin oluşmasına neden olabilmektedir. Cilt lekeleri ve koyulaşmalar için ise pek çok kozmetik tedavi yöntemi bulunmakta ancak çok azı işe yaramaktadır. Etkili olan bu ürünlerin ise bitkisel içerikli olduğu bilinmektedir. Bu nedenle kimyasal içeriğe sahip kozmetik ürünler yerine evde hazırlanabilecek yöntemlerin tercih edilmesi ile cilt lekelerinden kurtulmak mümkündür.

Limon Kullanımı

Limon içerisinde bulunan maddeler sayesinde ağartıcı bir özelliğe sahiptir. Bu özelliği sayesinde basit ve güvenilir bir çözüm olarak karşımıza çıkmaktadır. Askorbik asit ve C vitamini içeriğiyle antioksidan görevinde olan limon aynı zamanda koyulaşmış olan cilt renginin açılmasına yardımcı olmaktadır. Limon suyu yönteminde kullanılacak malzemeler ise ½ limon suyu, ½ limon ve biraz pamuktur. Cildinizde kahverengi lekelerin olduğu bölgelere pamuk yardımıyla limon suyu uygulaması yapabilirsiniz ya da yarım limon yardımıyla lekeleri bölgeleri ovabilirsiniz. 1 saat bekledikten sonra ılık su ile cildinizi yıkayabilirsiniz. Bu konuda dikkat etmeniz gereken en önemli nokta ise limon suyu uygulamasından sonra güneşe çıkmamanızdır. Aksi takdirde limon suyu uygulanan bölgesinden eskisinden daha koyu bir hal alacaktır.

Limon suyu aynı zamanda zerdeçal tozu ya da domates suyu ile karıştırılarak bu karışımlarda uygulanabilir. 3 tatlı kaşığı limon suyuna ekleyeceğiniz 1 çay kaşığı toz zerdeçal da kahverengi lekeler için etkili bir çözüm olacaktır. Bu karışım aynı zamanda dekolte bölgesine de uygulanabilmektedir. Uygulamadan sonra yarım saat bekleyerek ılık suyla yıkayarak bu karışımı uygulayabilirsiniz. Diğer bir yöntem ise 4 yemek kaşığı limon suyu ve püre haline getirilen 2 adet domatesle uygulanmaktadır. Yine bu karışım kahverengi lekeler üzerine sürülerek 20 dakika bekletildikten sonra ılık suyla yıkanabilir.

Süt Maskesi ile Cilt Lekelerinin Çözümü

Güzellik için süt kullanımı oldukça eski tarihlere dayanmaktadır. Cildin pürüzsüzleşmesi konusunda oldukça etkili olan süt içerisinde bulunan laktik asit bileşeni kahverengi lekelerin yok olması konusunda oldukça yardımcı olmaktadır. Aynı zamanda aydınlık ve nemli bir cilt için süt adeta mucize etkisi yaratmaktadır. Az miktardaki çiğ süt bir parça pamuk yardımıyla yüze uygulanabilir. Uygulanan sütün kuruması için gece uygulayarak sabaha kadar cildinizde bekletin ve ertesi sabah ılık suyla yüzünüzü yıkayın.

The post Cilt Lekelerine Ne İyi Gelir? appeared first on Genç Klavye.

]]>
https://www.gencklavye.com/cilt-lekelerine-ne-iyi-gelir/feed/ 0
Sağlık Turizmi https://www.gencklavye.com/saglik-turizmi/ https://www.gencklavye.com/saglik-turizmi/#respond Sun, 26 Jul 2020 07:25:41 +0000 https://www.gencklavye.com/?p=5999 Sağlık turizmi; sağlık problemleri, medikal ihtiyaçlar, estetik girişimler gibi zorunlu ya da isteğe bağlı olan sağlık ihtiyaçları için yaşanılan bölgeden bir başka şehir, bölge, ülkeye giderek sağlık hizmeti alma anlamına gelmektedir. Sağlık Turizmi Nerelerde Yapılır? Genellikle ülkelerin en gelişmiş, nüfus yoğunluğu yüksek şehirlerinde yapılmaktadır. Ya da sağlık turizmine elverişli(kaplıcalar – termal bölgeler gibi) illerinde de …

The post Sağlık Turizmi appeared first on Genç Klavye.

]]>
Sağlık turizmi; sağlık problemleri, medikal ihtiyaçlar, estetik girişimler gibi zorunlu ya da isteğe bağlı olan sağlık ihtiyaçları için yaşanılan bölgeden bir başka şehir, bölge, ülkeye giderek sağlık hizmeti alma anlamına gelmektedir.

Sağlık Turizmi Nerelerde Yapılır?

Genellikle ülkelerin en gelişmiş, nüfus yoğunluğu yüksek şehirlerinde yapılmaktadır. Ya da sağlık turizmine elverişli(kaplıcalar – termal bölgeler gibi) illerinde de yapılır. Ülkemizde sağlık turizminin en yoğun yaşandığı şehir ise İstanbul’dur. Özellikle estetik girişimler ve diş işlemleri bakımından diğer dünya ülkelerine nazaran çok daha ucuz olması nedeni ile diğer ülkelerden yoğun talep görmektedir.

Sağlık Turizmi Çeşitleri

  1. Medikal Turizm

Diş hastalıkları, estetik cerrahisi, genel sağlık gibi konuların işlendiği turizm çeşididir. Özel yataklı odaları olan ve sadece sağlık turizmine hizmet etmek için kurulmuş pek çok işletme vardır. Bu işletmeler özel operasyonlar için özenle tasarlanmıştır.

  • Hizmet alanları, sağlık kurumu olmak için gerekli tüm standartlara sahip olan işletmelerdir.
  • IVF uygulamalarının tamamını kapsar
  • Estetik girişimlerin tamamını kapsar
  • Diyaliz tedavi türleri
  • İnferilite tedavileri
  • Göz ya da diş için uygulanan tüm tetkik ve tedavi yöntemleri
  • Engelli Turizmi – Yaşlı Turizmi
sağlık turizmi nasıl yapılır

Bedensel ve yaşlı hastalar için kurulmuş ayrı bir sağlık turizmi sektörüdür. Kaplıcalar bu turizm için yoğun ilgi görmektedir. Özellikle yaşlıların rağbet ettiği alanlardadır.

  • 60+ yaş itibari için gerçekleştirilen ve meşguliyet sağlayan terapi işlemleri
  • Yaşlılar için özel olarak programlanmış gezi turları, günlük, günü birlik, birkaç günlük
  • Klinik otel kapsamında faaliyetlerini yürüten ve bu çerçevede özel olarak yapılandırılmış bina tesisleri, odalar, rehabilitasyon merkezleri
  • Özürlülere yönelik gerçekleştirilen özel bakım tesisleri ve düzenli aralıklarla planlanan gezi turları
  • Yaşlı ve engelliler için tasarlanmış; ilgili standartlara sahip; rekreasyon bölümleri, bakım hizmetleri, bakım evleri, tatil bölgeleri ve özel tatil köyleri
  • Termal Turizm – SPA ve Welness Hizmetleri

TC Sağlık Bakanlığı’nın da katkılarıyla en çok turist çekilen termal turizm bölgeleridir. Kaplıcalarda tedavi teknikleri, Talassoterapi gibi yöntemlerin işlendiği, uzman sağlık personellerinin bulunduğu bölgeler termal turizm için ideal olup sayıları oldukça fazladır.

  • Kaplıcalarda gerçekleştirilen düzenli tedavi teknikleri

Fizyoterapi Müdahaleleri

İnsanların yaşam kalitelerini, hareket yeteneklerini, genel sağlık durumlarının korunması, güçlendirilmesi, iyileştirilmesine yönelik yöntemlerin sunulduğu bir alandır. Aşağıdaki durumlarda sıklıkla kullanılmakta olup fizyoterapislerin uzmanlık alanıdır;

  1. Yarı, tam felç geçirme durumları
  2. Omurilik yaralanmaları neticesinde ortaya çıkan sinir sistemi rahatsızlıkları
  3. Spor yaralanmaları sonucu ortaya çıkan kas zedelenmeleri, eklemsel kısıtlı hareketlerin düzeltilmesi
  4. Stres odaklı gelişen fibromiyalji, hareket sisteminde yaşanan fonksiyonel kısıtlılık durumlarında
  5. Bel boyun fıtıklarında
  6. Boyun kaslarında ya da baş ağrılarında
  7. Elde uyuşma yaşayan hastalarda
  8. Ortopedik türde gerçekleştirilen cerrahi operasyonlar sonrası belirebilecek sinir hasarlarına yönelik uygulamalarda kullanılır.
sağlık turizmi çeşitleri

Klimaterapi Hizmetleri

Birebir tek başına veya diğer tedavi edici ilaç, alternatif tedavi tekniklerine ek olarak gerçekleştirilen bir tedavi türüdür. Klimaterapilerde güneş, temiz hava, kaplıca, mineral kapsamı geniş zengin çamur ve toprak ya da su tedavilerini bünyesinde barındırır.

  • Özel hastalıklar, rahatsızlıklar için düzenlenen egzersiz yöntemleri

Balneoterapi yöntemleri

Doğada yer alan çeşitli çamurların, gazların, suların içine girilme ya da cilde uygulanması gibi teknikleri bir arada sunmaktadır.

Peloidoterapi Seansları

Çamur tedavisi anlamına gelir. Tedavi edilecek bölgeye, tedavi çeşidine göre ayarlanan özel çamur bileşenlerinin vücut bölgelerine sürülmesi ile gerçekleştirilir. Çamurun sıcaklık dereceleri hastalığa göre ayarlanır. Minimum 30 derece maksimum 45 derecelik çamur uygulamaları yapılmaktadır.

Hidroterapi Teknikleri

Su tedavi çeşitlerinden biri olup; eklemsel ve kas sistemlerinde gerçekleşen vücut yükü nedeniyle oluşmuş sızıların azaltılmasına ve fiziksel hasar – bozuklukların tedavisine yönelik gerçekleştirilen bir tekniktir.

  • Spa merkezleri

Talassoterapi

Tıbbi, medikal gözetimler ve gerekli kontroller altında gerçekleştirilen; deniz suyu, yosun ve kumlardan elde edilmiş kür seanslar.

The post Sağlık Turizmi appeared first on Genç Klavye.

]]>
https://www.gencklavye.com/saglik-turizmi/feed/ 0
Mide Yanmasına Ne İyi Gelir? https://www.gencklavye.com/mide-yanmasina-ne-iyi-gelir/ https://www.gencklavye.com/mide-yanmasina-ne-iyi-gelir/#respond Mon, 22 Jun 2020 14:59:48 +0000 https://www.gencklavye.com/?p=5952 Mide yanması ağır yemeklerden sonra, midenin hassas olduğu gıdaların yenilmesinden sonra ya da aşırı baharatlı yemeklerden sonra görülebilen bir rahatsızlıktır. Bu tip mide yanmalarından kaçınmak için rahatsızlık veren yiyecek ve içecekler bir yere not edilerek uygun beslenme programları oluşturulabilir. Fakat mide yanmasının nedenleri yalnızca bunlar değildir. Bakteriyel enfeksiyonlar, gıda alerjileri, safra kesesi hastalıkları, mide ülseri, …

The post Mide Yanmasına Ne İyi Gelir? appeared first on Genç Klavye.

]]>
Mide yanması ağır yemeklerden sonra, midenin hassas olduğu gıdaların yenilmesinden sonra ya da aşırı baharatlı yemeklerden sonra görülebilen bir rahatsızlıktır. Bu tip mide yanmalarından kaçınmak için rahatsızlık veren yiyecek ve içecekler bir yere not edilerek uygun beslenme programları oluşturulabilir. Fakat mide yanmasının nedenleri yalnızca bunlar değildir. Bakteriyel enfeksiyonlar, gıda alerjileri, safra kesesi hastalıkları, mide ülseri, stres ve daha birçok rahatsızlık mide yanması şikayetlerinin yaşanmasına neden olabilmektedir. Düzenli olarak yaşanan ve şiddetlenen mide yanması şikayetleri söz konusuysa bireysel olarak çözüm yolu aranması yerine öncelikle bir doktora görünmek daha doğru olacaktır.

Mide Yanması Sebepleri

Mide yanması şikayetinin temel nedeni midede aşırı asit üretimidir.  Mide asidinin sindirimi zor gıdaların parçalanması için daha çok salgılanması ve midede herhangi bir yara olması durumunda bu bölgelerde yanma hissi yaratabilmektedir. Reflüsü olan kişilerde ise asit yemek borusuna kadar çıkmakta ve mide asidine dayanıklı olmayan yemek borusunun yanmasına neden olmaktadır. Tüm bu belirtilerin hafifletilebilmesi için öncelikle mide asidinin kontrol altına alınması gerekmektedir. Kullanılacak antiasit ilaçlar mide asidinin dengelenmesini sağlayarak yanma hissini azaltmaktadır. Bu çiğneme tabletleri ise reçetesiz olarak eczanelerden alınabilmektedir. Mide yanmasına ne iyi gelir, hangi besinler tüketilebilir?  Mide yanması sorunu yaşayan pek çok kişi bu soruların cevabını merak etmektedir.

mide yanması nedir

Mide Yanmasında Uygulanabilecek Yöntemler

Mide yanması için asit üretimini kontrol altına almak dışında uygulanabilecek diğer yöntemler aşağıdaki gibidir:

Zencefil çayı ve kekik çayı mide yanmasına azaltan bitki çayları arasında yer almaktadır. İki çay tüketimi de sindirime yardımcı olmaktadır.  Çayların demlenmesinden sonra bir süre soğuması beklenip öyle içilmelidir. Aynı zamanda bir çay kaşığı balla çaylar tatlandırabilir. Bal tüketimi, mide asitleri ve ülser nedeniyle meydana gelen ağrılar için geleneksel olarak kullanılan yöntemler arasında en çok bilinenidir. Her gün 1 çay kaşığı kadar doğal balların çeyrek çay kaşığı tarçınla karıştırılarak yenmesi mideyi rahatlatmakta ve yanma hissini azaltmaktadır.

Mide yanmasının aşırı gaz nedeniyle olması durumunda sırtın dik olacak şekilde oturulmalı ve elle mideye geniş dairesel hareketlerle masaj yapılması gerekmektedir. Yavaş bir yürüyüş yapılması da gazın atılması konusunda yardımcı olacaktır.

Yaşanan stres mide ağrıları, mide yanması ve kramplarına neden olabilmektedir. Bu nedenle mutlaka stresin kontrol altına alınabileceği bir yöntem bulunmalıdır. Hobiler, spor, nefes alma teknikleri bu konuda etkili olmaktadır.

Muz tüketimi mide yanmasını bir miktar azaltmaktadır. Yemeklerden sonra uzanmamaya dikkat edilmeli, sırt dik tutularak ayaklar uzatılmalıdır. Bu sayede mide asidinin yemek borusuna çıkması önlenmektedir. Yatmadan 2-3 saat önce yemek yemeyi bırakmanız gerekmektedir. Yatarken ise başın yastıklarla desteklenerek yukarda tutulması daha rahat etmenizi sağlayacaktır.

Mide Yanmasından Kaçınmak İçin Yapılabilecekler

Mide yanması kişilerin rahat etmesini kısıtlayan, büyük rahatsızlık veren ve dikkat edilmezse etkileri artan bir rahatsızlıktır. Bu nedenle mide yanmasına ne iyi gelir, nelere dikkat edilmelidir sorularının cevapları bilinerek hareket edilmesi yaşanan sorunları en aza indirecektir.

Yenilen yemekler nedeniyle mide yanması şikayetleri yaşanıyorsa öncelikle yediklerinize ve içtiklerinize dikkat etmeniz gerekmektedir. Fazla tüketilen çay, kahve, kola gibi gazlı içecekler, yağlı yemekler, sindirilmesi zor olan et yemekleri, fast food yiyecekler, aşırı baharatlı gıdalar mide yanmasının temel nedenleri arasında yer almaktadır. Bununla birlikte laktoz ve glüten intoleransı olan kişilerin glüten içeren gıdalardan ve süt ürünlerinden uzak durması gerekmektedir. Bunların yanı sıra sigara içmek, aşırı derecede alkol tüketmek ve düzensiz uyku gibi etkenler de mide yanması etkilerini şiddetlendirmektedir.

Yukarıda açıklanan yöntemlerin uygulanması ile mide yanması bir süreliğine hafifletilebilmektedir. Ancak bu yöntemler yalnızca geçici bir çözüm olarak kullanılmalı, tekrar eden mide yanması şikayetleri olması halinde mutlaka bir doktora başvurulmalıdır. Çünkü tekrar eden mide yanmaları farklı sağlık sorunlarının nedeni olabilmektedir. Bu tip yanma tedavilerinde ise antibiyotik, ağrı kesiciler ya da ameliyatlar uygun görülebilmektedir. Uygun tedavi için vakit kaybetmeden bir doktora başvurulmalıdır.

mide yanması neden olur

Mide Yanmasında Uygulanan Tedaviler

Mide yanması şikayetleri için ilk olarak doktor önerileri dikkate alınmalıdır. Yanma hissinin geçmemesi ve sürekli tekrar etmesi durumunda muayene olmak en doğru yöntem olacaktır. Doktora gidemeyecek durumdaysanız ve bu yanmayı geçirmeniz gerekiyorsa bitki çayları ile midenizi rahatlatabilirsiniz. Süt, ayran gibi rahatlatıcı içecekler de bu durumda faydalı olabilmektedir.

Mide yanması için bol su tüketimi her zaman faydalıdır. Hafif yiyecekler tüketilmeli, yağlı ve tuzlu yiyeceklerden kesinlikle uzak durulmalıdır. Açık havada yapılacak yürüyüşler ve derin nefes alıp vermek de rahatlamanıza yardımcı olacaktır. Midenizi rahatlatacak bu yöntemlerle birlikte yanma hissiniz minimuma inecektir. Doktor tavsiyesi ile kullanılacak bazı ilaçlar mide için oldukça iyi gelmektedir. Ancak bu ilaçlar kesinlikle doktor önerisi dışında kullanılmamalıdır.

Mide yanmasında uygulanacak tedavi yöntemleri bitkisel yollarla daha iyi ve doğal şekilde sağlanmaktadır. Bu sayede kısa sürede rahatlama hissi oluşmakta ve ferahlama sağlanmaktadır. Mide yanmasının önüne geçmek oldukça önemlidir. Tedavi aşamaları boyunca zararlı alışkanlıklardan uzak durulması gerekmektedir. Mide yanması konusunda aşırı sıcak ya da soğuk hava, yiyecek ve içecek tüketimi etkili olmaktadır. Bu nedenle midenin hava şartlarından korunması gerekmekte ve beslenmeye dikkat edilmesi gerekmektedir. Bazı yiyecek ve içecek önerileri ise aşağıdaki gibidir.

  • Soda: Mide yanması ve ekşimesi için doğal sodalar oldukça etkilidir. Kısa sürede sonuç vermektedir. Ancak yapay ürünlerin kullanıldığı sodalar için aynı durum söz konusu değildir. Anlık rahatlama sağlaması için 1 bardak doğal soda içerisine birkaç damla limon eklenerek içilebilir.
  • Rezene tohumları: Mide yanması konusunda oldukça faydalı olan diğer bir besin rezene tohumudur. Mide asitlerinin üretilmesi ve dengelenmesi konusunda etkili olan rezene tohumu genel sindirim sistemi sağlığı açısından da oldukça faydalı bir besindir. Rezene tohumlarının 1 bardak suda kaynatılıp soğutulmasından sonra içilmesi mide yanması sorunlarının büyük ölçüde çözülmesine yardımcı olmaktadır. Rezene tohumları bunun yanı sıra mide ekşimesi için de iyi gelmektedir.
  • Nane: Mide yanması tedavisi için sakinleştirici olarak nane kullanılmaktadır. Genel olarak sindirim sisteminde yatıştırıcı bir özellik gösteren nane mide yanması, mide ekşimesi, hazımsızlık sorunlarında fayda sağlamaktadır. 1 bardak suya birkaç nane yaprağı koyulur. 30 dakika bekletilerek süzülür ve suyu içilir. Bunun yanı sıra nane yapraklarının çiğnenmesi de mide yanması için faydalıdır.
  • Zencefil: Taze zencefil kullanılarak mide yanması tedavi edilebilmektedir. Mide asitlerini emmekte ve mide yanmasına sebep olan sinirleri sakinleştirmektedir. Zencefil yemeklerde baharat olarak kullanılabilir. Bu sayede çiğ ve taze zencefille anlık sonuçlar alınarak genel anlamda mide yanmasına engel olunabilmektedir. Zencefil çayı hazırlanarak içilmesi de bu konuda etkili olmaktadır. 1 tatlı kaşığı zencefil 1 bardak suda 5 dakika kaynatılarak biraz soğuduktan sonra içilir.
  • Elma sirkesi: Mide yanmasına sebep olan asit seviyesinin yükselmesini engellemektedir. Pek çok farlı sirkenin kullanılması mide yanmasını tedavi etmekle birlikte en çok faydanın elma sirkesinden sağlandığı düşünülmektedir. 1 bardak su içerisine 1 çay kaşığı elma sirkesi eklenerek içilmesi kısa sürede sonuç alınmasını sağlayabilmektedir. Bu karışım yemeklerden önce içilmelidir.
  • Aloe vera: Bu bitkiden elde edilen su, mide yanması tedavisi için etkili olabilmektedir. İnflamasyonu azaltması ile gastrointestinal sistemin tedavi edilmesine yardımcı olmaktadır. Bu sayede mide yanmasını da engellemektedir. Daha iyi bir sonuç için yemekten 20 dakika önce alınması tavsiye edilmektedir.

The post Mide Yanmasına Ne İyi Gelir? appeared first on Genç Klavye.

]]>
https://www.gencklavye.com/mide-yanmasina-ne-iyi-gelir/feed/ 0
Selülit Nasıl Geçer? https://www.gencklavye.com/selulit-nasil-gecer/ https://www.gencklavye.com/selulit-nasil-gecer/#respond Sun, 21 Jun 2020 09:57:51 +0000 https://www.gencklavye.com/?p=5946 Özellikle bacaklarda ve kalça bölgesine yakın bölgelerde daha sık görülmekte olan selülit vücudun farklı bölgelerinde oluşabilmektedir. Selülitin oluşmasındaki ana neden ise yağın lifli cilt dokusunu itmesi sonucu yüzey görünümünü değiştirmesidir. Bacaklarda oluşan selülit nasıl geçer sorusu için kesin bir cevap bulunmamaktadır. Ancak dengeli beslenmek ve düzenli egzersizlerin yapılması ile bacaklarda meydana gelen selülit görünümü azaltılabilmektedir. …

The post Selülit Nasıl Geçer? appeared first on Genç Klavye.

]]>
Özellikle bacaklarda ve kalça bölgesine yakın bölgelerde daha sık görülmekte olan selülit vücudun farklı bölgelerinde oluşabilmektedir. Selülitin oluşmasındaki ana neden ise yağın lifli cilt dokusunu itmesi sonucu yüzey görünümünü değiştirmesidir. Bacaklarda oluşan selülit nasıl geçer sorusu için kesin bir cevap bulunmamaktadır. Ancak dengeli beslenmek ve düzenli egzersizlerin yapılması ile bacaklarda meydana gelen selülit görünümü azaltılabilmektedir.

Selülit sorunu genellikle ilerleyen yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Oluşan bu görünümün tamamen ortadan kalkması gibi bir durum ise ne yazık ki söz konusu değildir. Piyasada bulunan selülit giderici kremler, bitkisel yağlar, doğal bakım yöntemleri ve sunulan diğer tüm çözümler selülitlerin tamamen yok edilmesine değil görünümünün azaltılmasına ve etki alanının kısıtlanmasına yöneliktir. Selülitlerle uğraşmayı hiçbir kadın istememektedir. Bu nedenle de henüz selülit sahibi değilken beslenmeye dikkat edilmeli, düzenli bir hayata geçiş yapılmalı, cilt için gereken vitamin ve mineraller alınmalı, düzenli egzersiz yapmak hayatın bir parçası haline getirilmelidir. Eğer selülitleriniz oluşmuşsa tüm bu önerilerin uygulanması sayesinde selülitler azaltılabilmekte ve daha fazla bölgenin etkilenmesi engellenebilmektedir.

selülit neden olur

Bacaklardaki Selülitler İçin Neler Yapılmalıdır?

Bacaklarda oluşan selülitler nasıl giderilir sorusuna verilecek cevaplarda ilk olarak düzenli beslenme yer almaktadır. Vücutta biriken fazla yağlar, yağ hücrelerinin büyümesine neden olmaktadır. Bu durumda ise büyüyen yağ hücrelerinin cildin üst katmanlarını zorlamaya başlaması söz konusudur. Kilo verilmesi selülit sorununu ortadan kaldırmamakla birlikte cilt yüzeyi üzerinde gözle fark edilecek kadar iyileşme sağlayabilmektedir.

 Selülit nasıl geçer konusunda yapılacak araştırmalar sonucunda alınacak cevaplar hemen hemen aynıdır. Temelde düzenli beslenme ve spor yer almaktadır. Selülitleriniz için yapabileceğiniz uygulamalar ve öneriler ise aşağıda yer almaktadır.

  • Hayatınızda spora yer vermelisiniz. Düzenli olarak spor yapılması yalnızca selülitlerden kurtulmak için değil bunun yanında kalp ve damar sağlının korunması, metabolizmanın hızlandırılması, fazla kiloların yakılması ve bununla bağlantılı olarak kilo verilebilmesi için gerekmektedir. Düzenli olarak spor yapan kişiler bacaklarını şekillendirecek ağırlıklı özel egzersizleri de tercih edebilir. Ağırlık kullanılacak yapılacak bacak egzersizleri yağların doku altında birikmesini engellemekte ve yeni selülitlerinin oluşmasının önüne geçmektedir.
  • Alternatif tedavi yöntemleri selülit görünümün azaltılması konusunda etkili bir kaynak olabilmektedir. Kan dolaşımının hızlandırılmasına yardımcı olan bölgesel masaj uygulamaları bu kapsamda yararlı olabilmektedir. Ancak yapılacak masajlar ya da diğer spa tedavileri yalnızca geçici etki sağlamaktadır. Bu yöntemler selülitleri yok etmemektedir. Yaptıkları etki kısa süreli olmakta ve muhtemelen de fazla suların atılması nedeniyle meydana gelmektedir.
  • Mezoterapi hormonlarının kullanılması dokuların geliştirilerek daha pürüzsüz bir cilde sahip olma konusunda yardımcı olmaktadır. Mezoterapi ile yağlar parçalanabilmekte ve selülit görünümünde iyileşme elde edilebilmektedir. Fakat bu yöntemin enfeksiyon, şişme ve bozuk şekil gibi riskleri de bulunmaktadır.
  • Selülit için kullanılan pek çok selülit kremi bulunmaktadır. Ancak bu kremlerin büyük çoğunluğunda aminofilin isimli bir madde bulunmaktadır. Bu madde astım tedavisinde kullanılan ve reçeli bir ilaçtır. Bu kremlerin selülit için etkili oldukları dair bilimsel bir kanıt bulunmamakla birlikte bazı kişilerde zararlı etkiler meydana gelebilmektedir. Selülit üzerinde sağladıkları görünür etkiler kan damarlarını daraltmaları ve suyun vücuttan atılmasını zorlamaları sebebiyle olduğu düşünülmektedir. Ancak bu durum dolaşımla ilgili sorun yaşayan kişiler için de tehlike yaratabilmektedir. Aynı zamanda aminofilin bazı kişilerde alerjik reaksiyonlara da neden olabilmektedir.

Selülit konusunda yapılan çalışmalar devam etmekle birlikte en iyi seçenek egzersiz yapılması ve eğer gerekliyse kilo vermektedir. Bunun yanında sebze, meyve, lif bakımından zengin beslenme düzenlerinin oluşturulması etkili olmaktadır.

Selülitin Oluşma Sebepleri

Selülit her zaman aşırı kilolardan kaynaklanmamaktadır. Öyle ki, zayıf insanlarda dahi selülit problemleri yaşanabilmektedir. Ancak aşırı kilolu kişilerin kilo vermesi durumunda selülitlerinde azalma görülmektedir. Selülit problemi erkeklere oranla kadınlarda daha yaygın olarak görülmektedir. Ailedeki diğer kadınlarda selülit olması selülitin görülme şansını artıracak bir etkendir. Selülitlerin ne kadar olduğunu ya da ne kadar görünür olduğu konusunda etkisi olan diğer etkenlerin bir kısmı ise aşağıda sıralanmaktadır:

  • Kötü beslenme alışkanlıkları
  • Yavaş metabolizma hızı
  • Çok az fiziksel aktivite yapılması
  • Hormonal değişiklikler
  • Vücudun susuz kalması
  • Toplam vücut yağı
  • Cilt rengi ve cilt kalınlığı

Koyu renk tenlerde, açık renkli tenli oranlarda selülit görülme oranı daha azdır. Bu nedenle açık tenli kişilerin sahile inmeleri durumunda bronzlaştırıcı uygulamalarla bacaklarındaki selülit görünümünü hafifletmeleri mümkündür. Selülitlerin azalması için pek çok öneri bulunmaktadır.

  • Yeterli miktarda su içilmesi gerekmektedir. Güne su ile başlamak ve gün içerisinde su taşınması faydalı olacaktır.
  • Sebze ve meyvelerden oluşan beslenme düzenleri oluşturulmaya dikkat edilmelidir.
  • Aşırı tuzlu besinler, kızartma yiyecekler, şekerlemeler ve alkol gibi ürünlerden uzak durulması gerekmektedir. Bu tür ürünlerin tüketilmesi daha fazla selülit oluşmasına neden olabilmektedir.
  • Bacak bacak üstüne atarak oturmak düzgün bir dolaşımı engellemekte ve selülitlerin artmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle uzun süre bacak bacak üstüne atarak oturulmamalıdır.
  • Bazı markalar ürettikleri kremlerin mucizevi etkilere sahip olduğunu iddia etmektedir. Bununla birlikte bazı merkezler uyguladıkları yöntemler sayesinde selülitlerin tamamen geçeceğini söylemektedir. Ancak selülit problemi tamamen geçmesi pek mümkün olmayan bir durumdur. Bu nedenle kremler ya da uygulanacak yöntemlerin sebep olabileceği zararların olması ihtimali mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.
selülit nasıl geçer

Selülitlere Kahveli Cilt Bakımı

Kahvenin selülit üzerinde etkisi olduğu söylenmektedir. Kullandığınız selülit kremleri etkili olmadıysa, düzenli olarak cilt bakımı yapmanıza rağmen selülit görünümünde herhangi bir azalma sağlayamadıysanız bu uygulamaya bir şans verebilirsiniz. Kahve çekirdeklerinin kullanıldığı bu uygulama kolay bir şekilde hazırlanmaktadır.

Bu yöntem için ihtiyacınız olan malzemeler; çeyrek su bardağı çekilmemiş taze kahve çekirdeği ve 1-2 yemek kaşığı zeytinyağı. Kahveyi taze çektirebiliyorsanız çekilmemiş halde kullanabilirsiniz. Bununla birlikte evde çekebilir ya da havanda döverek toz haline getirdikten sonra da kullanabilirsiniz. Kahve bir kaseye alındıktan sonra azar azar zeytinyağı eklenerek karıştırılır. Elde edilen karışımdaki kahve parçacıklarının peeling etkisi yaratabilmesi için çok fazla erimemiş olması gerekmektedir. Zeytinyağıyla ne kadar karıştırılırsa karıştırılsın zaten tamamen erimeyecektir. Kahveli karışım selülit problemi olan bölgelere dairesel hareketlerle masaj yapılarak sürülür. 10-15 dakika kadar masaj yapılması yeterli olacaktır. Daha sonra bu bölge streç filmle sarılır. 10-15 dakika bekletilir. Bu yöntemle yapılan selülit bakımı özellikle yabancı kişisel bloglarda sık sık önerilen bir yöntemdir ve olumlu sonuç verdiği söylenmektedir.

Evde Selülit Masajı

Evde uygulanacak selülit masajları, selülitlerinizi tamamen ortadan kaldırmayacaktır. Fakat görünümünü belirli bir oranda azaltmaktadır. Doğru yapılan masaj uygulamaları ile kan akışı artırılırken cildin en üst katmanı altında bulunan yağ dokuları yumuşamaktadır. Bu bölgelerde birikmiş ve portakal kabuğu görünümüne neden olan sıvıları azaltmaktadır. Düzenli yapılacak masaj uygulamaları sayesinde mevcut selülit görünümü bir miktar azalmakta ve yeni bölgelerin selülitten etkilenmesini engellemektedir.

Bu uygulama için öncellikle masajda kullanılacak yağ hazırlanmalıdır. Bunun için ise 1 taşıyıcı ve 1 ya da 2 uçucu yağ belirlenmelidir. Taşıyıcı yağ olarak zeytinyağı ya da badem yağı tercih edilebilir. Kan dolaşımını hızlandıracak ve cilde iyi gelecek uçucu yağlardan ise nane ve lavanta yağları kullanılabilir. Karışımın hazırlanması için 1 yemek kaşığı zeytinyağı içine 3-4 damla lavanta yağı ve 3-4 damla nane yağı eklenir. Masajdan önce ılık bir duş almak alacağınız etkiyi artıracaktır. Hazırlanan yağ karışımı problemli bölgelere büyük dairesel hareketlerle 10 dakika boyunca masaj yapılarak uygulanır. Masajdan sonra 20-30 dakika beklenir ve ılık bir duş alınabilir.

The post Selülit Nasıl Geçer? appeared first on Genç Klavye.

]]>
https://www.gencklavye.com/selulit-nasil-gecer/feed/ 0
Mide Ağrısına Ne İyi Gelir? https://www.gencklavye.com/mide-agrisina-ne-iyi-gelir/ https://www.gencklavye.com/mide-agrisina-ne-iyi-gelir/#respond Sun, 21 Jun 2020 09:46:37 +0000 https://www.gencklavye.com/?p=5939 Vücudumuzun bazı kısımlarında meydana gelen ağrılar, kimi dönem hafif olsa da, bazı dönemler oldukça şiddetli ağrılar olarak karşımıza çıkabilmesi mümkündür. Elbette ki ağrı grubuna göre farklı ana nedenlerden dolayı ortaya çıkması da mümkün olabilmektedir. Sizlere bu yazımızda, mide ağrıları hakkında bilgiler verecek olurken, yine alt paragraflarda mide ağrısına ne iyi gelir sorularınızı cevaplandırabilmek için bazı …

The post Mide Ağrısına Ne İyi Gelir? appeared first on Genç Klavye.

]]>
Vücudumuzun bazı kısımlarında meydana gelen ağrılar, kimi dönem hafif olsa da, bazı dönemler oldukça şiddetli ağrılar olarak karşımıza çıkabilmesi mümkündür. Elbette ki ağrı grubuna göre farklı ana nedenlerden dolayı ortaya çıkması da mümkün olabilmektedir. Sizlere bu yazımızda, mide ağrıları hakkında bilgiler verecek olurken, yine alt paragraflarda mide ağrısına ne iyi gelir sorularınızı cevaplandırabilmek için bazı gıdalar ve besinlerden bahsedeceğiz.

Mide ağrısı nedir?

Her kişide farklı sebeplerden meydana gelen, tanımlaması aslında oldukça güç olan bir ağrıdır. Genel olarak yanma ile başlarken, daha sonra farklı ve oldukça tuhaf bir his ile kendini göstermektedir. Ağrı ya da yanma olarak tanımlamak bazı kişilerde mümkün olmayabiliyor. Genel olarak mide ağrıları, aşağıda yer alan rahatsızlıkların habercisi olabiliyor. Bunun için dikkatli olmak ve ağrılar hafifken, şiddetini artırmadan önce bir doktor kontrolünden geçmek tavsiyeler arasında yer alıyor.

Hastalıkların habercisi olabilir

                Bu hastalıklardan bahsetmek gerekirse eğer;

  • Sinirsel hazımsızlıklar
  • Safra taşı rahatsızlıkları
  • Mide kanseri
  • Gastrit
  • Kolit hastalıkları

Genel olarak mide ağrıları, etkisine ve sebeplerine göre değişiklik gösterse de, yukarıda yer alan sonuçların habercisi olabilmektedir. Peki, mide ağrıları için ne yapmamız gerekiyor ve beslenme düzenimiz nasıl olmalıdır?

mide sancısı

Mide ağrıları ve yanmaları için

Midede meydana gelen ağrı ve yanmalar için bazı yöntemler, doğal yöntemler kullanılabilir. Bu konuda, bitki çayları ya da doğal karışımlar sizlere yardımcı olabiliyor. Bunlardan bazılarından bahsetmek gerekirse, mide ağrısına ne iyi gelir diye sorduğunuzda şunlara yer verilebilir.

  • Papatya çayı
    • Bildiğiniz gibi pek çok rahatsızlıkta, bitki çayları ağrıları hafifletmek konusunda oldukça faydalıdır. Vücudunuza destek veren bu bitki çayları arasında bulunan papatya çayı, midede bulunan yanma ve ağrılara destek olabiliyor.
    • İki tatlı kaşığı kadar kuru papatya kaynar suya karıştırılarak, 10 dakika ağzı kapalı olarak demlenmesi gerekmektedir. İçerisine yine birkaç damla limon damlatarak, ılık olarak tüketebilirsiniz. Böylelikle mide yanmaları ve ağrılarınız hafif bir hale gelebilecektir.
  • Ballı tarçınlı su
    • Genel olarak hazımsızlıktan meydana gelen ağrılar için ballı tarçınlı su tercih edilebilir. Bir fincan kadar kaynamış su içerisine, bal ve tarçın karıştırarak, kolay bir karışım elde edebilirsiniz. Bir tatlı kaşığı bal ve bir çay kaşığı tarçın bu karışım için yeterli olabilecektir. Bu karışım ise ortalama 5 dakika demlendikten sonra, ılık olarak tüketilebilir.
  • Çörek otu
    • Genel olarak karın ağrılarının doğal ilacı olarak tanımlanan çörek otu, sizlere destek olabilecek olanlardan.
  • Tarçın çayı
    • Bitki çayları arasında yer alan tarçın çayı, hazırlanıp, ılık olarak tüketildiğinde, mide yanmalarını hafiflettiği ve ortadan kaldırdığı bilinmektedir.
  • Nane limon
    • Yıllardır büyüklerimiz boşa konuşmamış demek ki. Hasta olduğumuzda, mide ağrılarımızda ve yanmalarımızda, nane limon yapayım mı ibareleri aslında doğru. Gerçekten her derde deva olarak tanımlanabilecek olan nane limon, mide bulantılarına ve ağrılarına hafifletici bir etki sunabilmektedir. Fakat mide ağrıları için tüketilecekse eğer, ılık olarak tüketmeye dikkat etmek gerekmektedir. Tarifi ise şöyledir.
      • 1 tatlı kaşığı nane
      • Yarım limon
      • 1 fincan su
      • Süzgeç

Limonlar iri parçalar halinde dilimlenerek hazırlanmalıdır. Daha sonra 1 fincan su ile bir taşım kaynatılacak şekilde naneler kullanılmalıdır. Yine limonlarda içerisinde olacak şekilde kaynatılmalıdır. Daha sonra süzgeçten geçirilerek, ılık olarak tüketilmesi gerekmektedir.

Mide ağrıları zannettiğiniz gaz sancısı olabilir

Bazı zamanlar, tam olarak hangi bölgemizin ağrıdığını bilemiyoruz öyle değil mi? Bu aslında bir gaz sancısı da olabiliyor. Eğer ki sizlerinde gaz ağrılarınız var ise, bu konuda, kekik yağı alternatifler arasında yer alabiliyor. Bir bardak su içerisine bir damla kadar kekik yağı damlatarak, içilmesi durumunda, gaz ağrılarınızdan kurtulabilirsiniz.

Karın ağrılarında nane limon

Mide ağrıları için ılık tüketilmesi gereken nane- limon ikilisi, karın ağrılarında da etkili bir çözüme sahiptir. Eğer ki karın ağrıları yaşıyorsanız, sıcak bir şekilde nane limon çayı tüketebilir, ağrılarınızı hafifletebilirsiniz.

Yine mide bulantıları için de tercih edebileceğiniz bir karışım elbette ki nane limon.

Taze nane, üşütmeye bağlı ağrılarda etkili

Taze nane, yine üşütmeden kaynaklı ortaya çıkan karın ağrılarında tüketicisine destek oluyor. Eğer ki üşütme kaynaklı karın ağrısı yaşadığınızı düşünüyorsanız, taze naneleri çiğ şekilde direkt olarak tüketebilirsiniz.

Mide ağrıları neden oluyor?

Yukarıda ki yer alan bilgilere ek olarak, mide ağrılarınızın neden kaynaklandığı konusunda fikirlere sahip olmak istiyorsanız, aşağıda yer alan bilgilere de göz atabilirsiniz. Bu bilgiler dışında, elbette ki farklı etkenlere bağlı olarak ağrılarda yaşıyor olabilirsiniz. Çünkü vücut üzerinde yaşanan ağrıların, ciddi ve tehlikeli sebepleri olabilmektedir. Bu durumda her zaman uzman bir doktordan tavsiye almak, muayene olmak ve uygun tedavi yöntemini uygulamak gerekebiliyor.

mide ağrısı neden olur

Yemek yeme şekliniz önemli

Eğer ki yemek yerken olduğunda fazla ve hızlı yemek yiyorsanız, mide ağrıları kaçınılmaz olabilmektedir. Yemekleri fazla kaçırmak bunun başlıca nedenlerinden olabiliyor. Çok aşırı hızlı yemek yemeniz durumunda, sindirim sistemi bu durumda zorlanmaya başlıyor. Maalesef görevini tam olarak yerine zamanında getirememesinden dolayı mide ağrıları meydana geliyor. Bunun için porsiyonlarınızı biraz daha küçültebilir ve daha yavaş yemek yemeye dikkat edebilirsiniz. Elbette ki bunların yanı sıra yemek yedikten sonra kısa yürüyüşler sizlere hazım problemlerinizde yardımcı olabilecektir. Yine gece yatmadan önce yenen yemeklerde de gece boyunca mide ağrıları ve yanmaları meydana gelebilmesinden dolayı, yatmadan birkaç saat önceden bir şeyler yemekten vazgeçmeniz gerekiyor.

Enfeksiyonlar neden olabilir

Sindirim sistemine giriş yapan bakteri ya da enfeksiyonlar, mide sorunlarının başlıca habercisi olabiliyor. Vücut bu durum sonrasında bakteri ve virüsler ile başa çıkmaya çalışırken, ağrılar, ishal ve kusmalar meydana gelebiliyor.

Kabızlık neden olabilir

Düzensiz beslenmeler ya da daha az sıvı tüketiminden dolayı ortaya çıkan kabızlık problemi, mide ağrılarının habercisi olabilir. Beslenme düzenlerinizde eğer ki yeterince sıvı ve lif yok ise kabızlık kaçınılmaz olabilir. Hatta ilerleyen kabızlık problemlerinde mide ağrılarının yanı sıra bir takım sağlık problemleri de beraberinde geliyor denilebilir. Yine karın ağrısı da başlıca sonuçları arasında.

Tabi ki de stres

Üzüntülü ya da stresli olduğunuz durumlarda da mide ağrılarınızı hissediyorsunuz öyle değil mi? Stres hormonları maalesef mide organını olumsuz bir şekilde etkileyebilmektedir. Ağır depresyonlarda, kaygılı ve üzüntülü durumlarda, bağırsaklarda spazma neden olurken, ağrılar da kendini gösterebilmektedir.

Aşırı kilo durumu

Eğer ki vücudunuzda, olması gerektiğinden fazla kilonuz var ise, safra taşı sorunu meydana gelebilmektedir. Ortaya çıkan safra taşı sorunu da maalesef karın ağrılarını ortaya çıkarıyor. Yine fazla kiloların mideye baskısı sonrasında da rahatsız olan mide, kişiye sıkıntılı dakikalar geçirtebiliyor. Baskıların sonrasında da reflü rahatsızlığı, kişinin mide rahatsızlıklarını tetiklemeye devam ediyor.

Anatomik problemler

Anatomik problemler de yine bir takım ağrıları meydana getiren faktörler arasında. Elbette ki vücudumuzda yer alan bazı hastalıklar ve rahatsızlıklar, diğer organların da görevlerini yerine getirmesini engellemektedir. Böylelikle görevlerini tam olarak yapamayan organların sonucu olarak, bir takım ağrılar kendini gösterirken, chron hastalığından meydana gelen bağırsak şişmeleri ve tıkanmaları meydana gelebiliyor. Bunun için elbette ki uzman doktorlar ile görüşmek ve tıbbi destek almakta kesinlikle fayda var.

Mide ağrılarından kurtulmak için beslenme önemli

Yukarı da yer alan bilgilerde genel olarak mide ağrılarının ve yanmalarının sebeplerinden bahsettik. Peki, bunlara sahip olmamak için nasıl beslenmeliyiz?

Hafif gıdalar tüketin

Artık çok klasik geliyor ama başka çareniz yok. Eğer ki mideniz diğer gıdaların tüketilmesi durumunda rahatsız oluyorsa, hafif gıdalar tüketmeye özen göstermeniz gerekiyor. Ağrılarınızı hafifletmek için şunlar tüketilebilir.

  • Ekmek
  • Az yağlı tost
  • Muz
  • Pilav ( az yağlı )
  • Haşlanmış patates
  • Haşlanmış, derisiz tavuk

Bu yiyecekler, mide asidini dengelerken, ağrılarınızın yatışmasında en azından şiddet kazanmamasına yardımcı olabilecektir.

mide ağrısına ne iyi gelir

Sıvı tüketimi önemli

Mide ağrılarından kaynaklı ishal ve kusma durumunda, vücut çok aşırı sıvı kaybına neden olacağından dolayı, sıvı tüketimine kesinlikle dikkat etmeniz gerekiyor. Eğer ki, ishal ve kusma halinde sıvı tüketimi yapmazsanız, vücut kendi sıvısını tüketmeye devam edecek ve halsizlik, bitkinlik gibi pek çok sorun meydana gelebilecektir.

Yoğurt, kefir, keten tohumu

Yine, yoğurt ve kefir beraber kullanıldığında, rahatlatıcı etki ortaya çıkacaktır. Rahatsızlıklarınızda yardımcı olabilecek olan yoğurt kefir karışımı, elbette ki bazı içerik özelliklerine de sahip olması gerekiyor. Mideniz için uygun olan yoğurt, kefir içeriği hakkında doktorlarınızdan bilgi alabilirsiniz.

Lif oranı oldukça yüksek olan keten tohumu, omega 3 yağ asidi de içermektedir. Kabızlık konusunda kullanıldığında, oldukça olumlu sonuçlar sunarken, kabızlıktan meydana gelen mide ağrılarını da hafiflettiği bilinmektedir. Yine kabızlık sonrası oluşan şişlikleri de engellediği bilinmektedir.

Bitki çayları

Pek çok bitki çayı, sindirim sistemine destek olmaktadır. Bunlar arasında yer alan zencefil çayı tüketerek, mide asit üretimi dengelenebilir ve yaşanan mide ağrıları hafifletilebilir.

Bu bilgiler, sizlere alternatif çözümler olarak sunulmuştur. Bir hastalık kaynaklı ortaya çıkan anatomik problemlerden dolayı mide ağrısı yaşanıyorsa, konu hakkında uzman doktorlardan destek almak daha sağlıklı olacaktır. Genel olarak hazımsızlık ve kabızlık sonrası mide ağrıları için yukarıda yer alan yöntemleri deneyebilirsiniz.

The post Mide Ağrısına Ne İyi Gelir? appeared first on Genç Klavye.

]]>
https://www.gencklavye.com/mide-agrisina-ne-iyi-gelir/feed/ 0
Kansızlığa Ne İyi Gelir? https://www.gencklavye.com/kansizliga-ne-iyi-gelir/ https://www.gencklavye.com/kansizliga-ne-iyi-gelir/#comments Wed, 03 Jun 2020 10:35:02 +0000 https://www.gencklavye.com/?p=5932 İnsanoğlu, hayatı boyunca bazı hastalıklar ile karşılaşmaktadır. Elbette ki bazılarının tedavileri oldukça basit ve kolay olurken, bazıları için ise ciddi bir tedavi süreci kapsamına girilmektedir. Yine tedavi yöntemleri arasında, tıp oldukça gelişmiş olurken, doğal ve bitkisel tedaviler de bulunmaktadır. Sizlere bu yazımızda, anemi, yani kansızlık hastalığı hakkında bazı bilgiler vermeye çalışacağız. İlk olarak, kansızlık ( …

The post Kansızlığa Ne İyi Gelir? appeared first on Genç Klavye.

]]>
İnsanoğlu, hayatı boyunca bazı hastalıklar ile karşılaşmaktadır. Elbette ki bazılarının tedavileri oldukça basit ve kolay olurken, bazıları için ise ciddi bir tedavi süreci kapsamına girilmektedir. Yine tedavi yöntemleri arasında, tıp oldukça gelişmiş olurken, doğal ve bitkisel tedaviler de bulunmaktadır. Sizlere bu yazımızda, anemi, yani kansızlık hastalığı hakkında bazı bilgiler vermeye çalışacağız. İlk olarak, kansızlık ( anemi ) nedir bu konuda bilgiler vererek, daha sonra da bitkisel kürler hazırlayarak, bu hastalığa destek verebilmek adına birkaç bilgiye yer verelim.

Kansızlık ( anemi ) hastalığı nedir?

Genel olarak anemi ya da kansızlık olarak tanımlanan bu hastalık, kanda bulunmakta olan hemoglobin miktarının, genel olarak, bununla birlikte de alyuvar sayılarının azalması ile birlikte ortaya çıkmaktadır. Yani hemoglobin ve alyuvar sayılarının azalması olarak tanımlamamız mümkün oluyor.

Kansızlık ( anemi ) hastalığının tanımlaması bu şekilde olurken, risk faktörlerinden de bahsetmek gerekirse, şu maddelere göz atmanız sizler için faydalı olacaktır.

Anemi risk faktörleri nelerdir?

  • Daha çok, demir eksikliği yaşayanlarda görülmektedir. Bunun yanı sıra, yine vitamin ve mineral yönünden de fakir olarak beslenmeniz halinde, anemi rahatsızlığı ortaya çıkmaktadır. Bu hastalıktan kurtulmak için, demir, mineral ve vitamin yönünden zengin olan gıdaları tüketmek her zaman daha faydalı olacaktır.
  • Yine bazı cerrahi operasyonlardan kaynaklı ortaya çıkmakta olan kan kayıplarından da meydana gelebilmesi mümkün olabiliyor.
  • Bazı uzun süreli hastalıklardan sonra da kendini göstermesi mümkündür. Bu hastalıklar arasında ise, şunlara yer verilebilir.
    • Böbrek hastalıkları
    • Romatoidrartrit
    • HV/ AIDS
    • Kanser
    • Diyabet
    • İltihaplı bağırsak rahatsızlıkları
    • Crohn
    • Karaciğer hastalıkları
    • Kalp yetmezliği
    • Tiroit hastalıkları
  • Yukarıda yer alan hastalıklardan da meydana gelebilmektedir
  • Yine bunların yanı sıra, uzun süreli enfeksiyonlarda kansızlığa neden olabilecek faktörler arasında sayılabiliyor.
  • Elbette ki yine kalıtsal anemi öyküsü de, hücreli anemi ya da talasemi olarak, kişilerin karşısına çıkabilmektedir.
kansızlık nasıl önlenir

Anemi ve korunma yolları

Her hastalıkta olduğu gibi, yine anemi rahatsızlığından da korunmanın birkaç yolu bulunabilir. Yine bu konuda beslenme oldukça iyi olurken, alt paragraflarda vereceğimiz kansızlığa ne iyi gelir maddeleri arasından kendinize destek verebilirsiniz.

Mesela, vitamin, demir ve mineral eksikliklerinden meydana gelen anemi rahatsızlıklarının tekrar oluşmasını engellemek mümkün olabiliyor. Bu durumda, beslenme düzenlerini ve alışkanlıklarınızı değiştirerek, vitamin, mineral ve demir bakımından zengin gıdaların tüketilmesi ile bu rahatsızlıktan korunabilirsiniz.

Kansızlık atakları önlenerek, bu rahatsızlıktan korunabilir. Bunun için de kansızlığa neden olan ana nedenin tedavi edilmesi gerekmektedir. Örnek olarak, üst paragraflarda bahsettiğimiz hastalıklardan kaynaklı olarak anemi yaşanıyorsa, ilk olarak o hastalığın tedavisi yapılması gerekebilmektedir.

 Yine kullanılan her hangi bir ilaç, anemi rahatsızlığını meydana getiriyorsa, aynı etkiye sahip olan başka bir ilaç doktor tarafından tavsiye edilerek, sorun ortadan kaldırılabilir.

Maalesef, ortak hücreli anemi rahatsızlığı gibi bazı kalıtsak anemi rahatsızlıklarını önlemek mümkün olmamaktadır. Eğer ki kalıtsal bir anemi rahatsızlığı yaşıyorsanız, bu konuda doğal ve bitkisel kürler işe yaramayacaktır. Konu hakkında sürekli olarak doktor ile görüşmek ve kontrollerden, bakımlardan geçmeniz gerekmektedir.

Anemi hastaları nasıl beslenmesi gerekiyor?

Eğer ki, kansızlığa ne iyi gelir sorularınıza yanıt bulmak istiyorsanız, aşağıda yer alan gıda ve besinlere göz atabilirsiniz.

  • Kırmızı et
  • Kuru baklagiller
  • Kuru meyveler
    • Kuru üzüm
    • Kur incir
  • Yeşil yapraklı sebzeler
  • Pekmez
  • Vitamin kesinlikle dikkat edilmesi gerekenler arasında. Günde 100 mg vitamin almak, C vitamini yönünden zengin beslenmek sizlere faydalı olabilecektir.
  • Yine Demir ( FE ) bakımından zengin maddeler, besinler ve gıdalar tüketmek sizlere faydalı olacaktır. Bunlar arasında ise, tüketebilecekleriniz şöyledir.
    • Baklagiller
    • Mercimek
    • Darı
    • Nohut
    • Koyu yeşil renkli sebzeler
    • Pekmez
    • Demir ile zengin hale getirilen tahıl ürünleri
    • Kuru kayısı
    • Kuru şeftali
    • Balkabağı
    • Ay çekirdeği
    • Soya fasulyesi
    • Badem
    • Ceviz
  • Demir hapı
    • Eğer ki demir hapı kullanıyorsanız, yoğurt almanızda faydalı olabilecektir Yoğurt içerisinde yer alan laktik asit, demirin vücutta depolanmasını daha kolay hale getirebileceğinden, tavsiyeler arasında yer alıyor. Böylelikle demir eksikliği yaşayanlara daha iyi bir fayda vermiş olacaktır.
  • Yine bunlar ile birlikte, demir emilimini azaltmakta olan besinlerden ve gıdalardan da uzak durmanız gerekmektedir. Başlıca kafein içeren içeceklerden uzak durmanız sizlere daha faydalı olacaktır.

Yukarıda bahsettiğimiz bazı maddeler, demir eksikliği anemisi ile ilgili olmaktadır. Eğer ki demir eksikliği aneminiz değil de başka bir anemi çeşidi mevcut ise demir almanıza gerek yoktur.

Demir eksikliği ve kansızlık için bitkisel kür

Eğer ki demir eksikliğinden dolayı kansızlık yaşıyorsanız, hem demir desteği verebilecek hem de kansızlığınıza destek olabilecek bir bitkisel kürden bahsedebiliriz.

  • 250 gr çökelek
  • 1 çorba kaşığı keten tohumu
  • 1 çorba kaşığı çörek otu
  • 1 tutam ceviz
  • Zeytinyağı
  • Nar ekşisi

Bu maddelerin her biri karıştırılarak kullanılabilir.  Böylelikle demir eksikliği yaşayan kişiler, kendinize doğal bir kür hazırlayarak, destek olmuş olabileceklerdir.

Yine bunların yanı sıra, şu maddelere de göz atmanız sizler için faydalı olabilecektir.

  • Isırgan otu
  • Karahindiba
  • Dulavrat otu kökü
  • Kekik
  • Sakatatlar
  • Yumurta sarısı
  • Kırmızı et
  • Pekmez

Anemi tedavisi hakkında

Mesela, demir eksikliği ile birlikte yaşanan kansızlık tedavisi şu şekilde yapılabiliyor.

  • Ağızdan demir ilacı verilmesi ile hastalık tedavi edilebilmektedir
  • Normal şartlarda, hasta 2 ay süreci boyunca normale dönebilmektedir
  • Fakat demir deposunun tam hale gelebilmesi için 1 yıllık bir süreç kapsamında demir tedavisine devam edilebilmektedir. Yine 1 yıldan az bir süreçte de tedavi tamamlanmış olabilecektir. Kişiden kişiye bu süreç değişiklik gösterebilir.
kansızlık belirtileri

Bebeklerde tedavi nasıldır?

Elbette ki yetişkinlerde de olduğu gibi, bebeklerde de anemi görebilmek mümkün oluyor. Yine bebekler de uygulanan tedavi yöntemi ise; şurup ya da damlalar kullanılarak ilaç verilme yöntemidir. Koyulaşan dışkı ve dişlerde siyahlık meydana gelecektir. Fakat bunlar geçici etkiler olarak tanımlanmaktadır. İlaç alımları aç karnına uygulanırken, öğün araları da ilaç almak için uygun görülmüştür. İlaçlar ile birlikte verilen C vitamini, emilimi artıracaktır.

İğne enjekte yöntemi

Bazı kişilerde, bağırsaklarda emilim bozuklukları olmasından dolayı, kalçadan iğne enjekte yöntemi de uygulanabilmektedir. Yine ilaçların yanı sıra iğne enjekteleri de sizlere yardımcı olabilmektedir. Bu yöntemlerin yan etkileri fazla olurken, doktor tavsiyesi olmadan enjekte ve ilaç almak doğru değildir. Ancak bir doktor reçetesi ve gözetiminde kullanılması doğrudur.

Genel olarak yan etkiler arasında ise şunlar yer alıyor.

  • Bulantı
  • Kusma
  • İshal
  • Kalçadan yapılan iğne enjektelerinde ise, ağrılar ve kısa süreli yanmalar meydana gelebilmektedir.

Konu hakkında bazı bilgileri sizlere vermeye çalıştık. Elbette ki bu bilgiler, sadece sizlere yardımcı olabilmek adına verilmiştir. Eğer ki, kesin ve net bir bilgi almak, sonuçlardan faydalanmak istiyorsanız, kesinlikle bir doktor kontrolünden geçmeniz, aneminin ana nedenini öğrenmeniz ve ona uygun bir tedavi yöntemi tercih etmeniz gerekmektedir. Diğer başlıklarımız altından daha pek çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

The post Kansızlığa Ne İyi Gelir? appeared first on Genç Klavye.

]]>
https://www.gencklavye.com/kansizliga-ne-iyi-gelir/feed/ 1
Gribe Ne İyi Gelir? https://www.gencklavye.com/gribe-ne-iyi-gelir/ https://www.gencklavye.com/gribe-ne-iyi-gelir/#respond Mon, 01 Jun 2020 14:42:42 +0000 https://www.gencklavye.com/?p=5925 İnfluenza isimli virüsün neden olduğu grip hastalığı, aniden başlayan ve 39 derece üzerinde ateş, şiddetli kas ve eklem ağrısı, halsizlik, baş ağrısı, titreme ve kuru öksürük gibi belirtileri olan bulaşıcı bir enfeksiyondur. Bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler, çocuklar, yaşlılar, kalp, böbrek, akciğer hastalığı olanlar, şeker hastalığı gibi kronik hastalıkları olan kişilerde çok ciddi sonuçlara neden …

The post Gribe Ne İyi Gelir? appeared first on Genç Klavye.

]]>
İnfluenza isimli virüsün neden olduğu grip hastalığı, aniden başlayan ve 39 derece üzerinde ateş, şiddetli kas ve eklem ağrısı, halsizlik, baş ağrısı, titreme ve kuru öksürük gibi belirtileri olan bulaşıcı bir enfeksiyondur. Bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler, çocuklar, yaşlılar, kalp, böbrek, akciğer hastalığı olanlar, şeker hastalığı gibi kronik hastalıkları olan kişilerde çok ciddi sonuçlara neden olabilmektedir. Oldukça ciddi sonuçlara yol açabilen grip halk arasında sıklıkla soğuk algınlığı ile karıştırılmaktadır. İlk 24-72 saat arasında grip bulaşıcı hale gelmekte ve istirahat ile birlikte 7-10 gün içerisinde geçmektedir. Ancak bazı olası durumlarda bu hastalık ölümcül noktalara kadar ulaşabilmektedir. Bu sebeple hastalarda belirtiler şiddetli bir şekilde görülüyorsa, durum daha kötüye gidiyorsa, ateş düşmüyorsa, nefes alma zorlukları varsa, kusma, ağrılı yutkunma, kalıcı öksürük ve kalıcı tıkanıklık gibi durumlar varsa mutlaka bir doktora başvurulmalıdır. Hastaların doktor önerisi olmadan ateş düşürücü ilaçları ve antibiyotikleri kesinle kullanmaması gerekmektedir.

Soğuk Algınlığı Ve Gribin Farkı

 Gripten farklı olarak soğuk algınlığında yüksek ateş görülmez. Hafif bir kırgınlık, burun akıntısı ve hapşırma gibi belirtilerle kendini göstermektedir. Aynı zamanda halsizliğe yol açmadığından yatak istirahati de gerektirmemektedir. Bu nedenle soğuk algınlığı ve grip birbirine karıştırılmamalıdır. Bu iki hastalık da solunum yolu hastalıklarıdır. Ancak bu hastalıklara farklı virüsler neden olmaktadır. Gripte boğaz, burun, bronşlar ve muhtemelen akciğerler de dahil olmak üzere solunum sistemi bozulmaktadır. Soğuk algınlığında ise yalnızca üst solunum yolu etkilenmektedir. Bu sebeplerle gripte ateş, yorgunluk ve vücut ağrıları gibi belirtiler daha şiddetli görülmektedir. Gribin başlıca belirtileri arasında ise ateş, vücut ağrıları, yorgunluk, baş ağrısı, titreme, öksürük ve boğaz ağrısı yer almaktadır. Öksürük, bronşları tahriş edecek kadar yoğun olmamakla birlikte hastalığın en kötü dönemi ilk 3-4 gündür. İstirahat edilmesiyle 7-10 gün arasında etkisi geçmektedir. Ancak hastalık ardından birkaç hafta yorgunluk hissi olabilmektedir.

grip nasıl geçer

Grip Nasıl Geçer?

Grip nasıl geçer, gribe ne iyi gelir, antibiyotikler kullanılır mı? Bu tür sorular pek çok kişi tarafından sorulmaktadır ve grip tedavisinde de büyük bir öneme sahiptir. Grip için en iyi ve tek bir tedavi yöntemi bulunmamakla birlikte görülecek semptomların azalması için birçok yöntem önerilebilmektedir. Günümüzde grip için oldukça etkili anti-viral ilaçlar bulunmaktadır. Ancak bu tür ilaçlar mutlaka doktor kontrolünde kullanılmalıdır. Aynı zamanda bazı reçeteli ilaçlar grip belirtileri ilk ortaya çıktığında kullanılırsa hastalık süresini kısaltabilmektedir. İlaçların özellikle ilk 48 saat içerisinde alınması hastalığın ilerlemesini engellemektedir. Soğuk algınlığı ve grip ilaçları ağrı, ateş, öksürük ve burun tıkanıklığının azaltılması konusunda yardımcı olmaktadır. Ancak bu ilaçlar gribi tamamen tedavi etmemekte yalnızca süreci daha rahat geçirmeniz konusunda yardımcı olmaktadır.

Burunda şişmiş mukozaların küçültülmesi ve daha rahat nefes alınması için dekonjestanlar yardımcı olmaktadır. Bunun yanında tuzlu burun spreylerinin kullanılması da açık solunum yollarında yardımcı olabilmektedir. Öksürük preparatları, meyve suları ve su ile birlikte öksürüğün yatıştırılmasına yardımcı olabilmektedir. 4 yaşın altındaki çocuklar için mecbur kalınmadığı sürece soğuk algınlığı ve öksürük ilaçları kullanılmamalıdır. 4-6 yaşlarındaki çocuklar için herhangi bir için ilaç kullanılmadan önce mutlaka doktora danışılmalıdır. 6 yaş üzerindeki çocuklarda ise görülen semptomların hafifletilmesi için doktorların önerdiği ilaçlar kullanılabilir. Vücuttaki su kaybının önlenmesi için ise bol bol sıvı tüketilmelidir. Bu durum aynı zamanda mukozayı da rahatlatmaktadır. Çay, kahve, kola gibi kafein içeren içeceklerin sınırlanması gerekmektedir.

Yemek yemek için ise iştah durumuna göre hareket etmelisiniz. Eğer gerçekten aç hissetmiyorsanız, beyaz pirinç ya da et suyu gibi basit yiyeceklerin tüketilmesi denenebilir. Antibiyotiklerin kullanılması grip ya da soğuk algınlığı tedavisinde yardımcı olmamaktadır. Antibiyotikler, bakterileri öldürür ancak soğuk algınlığı ya da grip hastalığına neden olan virüsler üzerinde herhangi bir etki göstermemektedir. Grip, bağışıklık sistemini zayıflatabilmekte ve bakteriyel enfeksiyonlara neden olabilmektedir. Bu sebeple hastalığın giderek kötüye gitmesi durumunda mutlaka bir doktora başvurulmalıdır. Olası bir bakteriyel enfeksiyon söz konusu olabilmektedir. Antibiyotik kullanımı ise ancak böyle bir durumda gerekli olabilmektedir.

Grip Ve Soğuk Algınlığından Korunma Yöntemleri

Soğuk algınlığı ve gribe neden olan virüsler, virüs kapmış kişilerin öksürmesi ya da hapşırması sonucu ortaya çıkan damlacıklar yoluyla yayılmaktadır. Bu hastalıklardan korunmak için;

  • Hapşırırken ya da öksürürken yüzünüzü kolunuzun içiyle kapatabilirsiniz.
  • Hapşırırken ya da öksürürken ağzınızı kapatmak için elinizi kullanmayın. Bir kağıt mendille kapatın ve bu mendilleri bir sefer kullanarak hemen çöpe atın.
  • Ellerinizi gözleriniz, burnunuz ve ağzınıza götürmeyin. Bu sayede vücudunuza giren mikropları önleyebilirsiniz.
  • Etrafınızdakilere doğru öksürmeyin, başınızı başka yöne çevirin.
  • Klavye, telefon gibi ortak kullanılan yüzeylerin dezenfekte edilmesi gerekmektedir. Bu tür yüzeylerde virüsler 8 saat yaşayabilmektedir.
  • Soğuk algınlığı ve gribini sık görüldüğü dönemlerde kalabalık ortamlardan uzak durun.
  • Her yıl grip aşısı olabilirsiniz. Bu aşılar %100 koruma vermemektedir. Ancak hastalığın önlenmesinde en iyi yoldur.
  • Bağışıklık sistemi üzerinde etkili olan koyu yeşil, sarı ve kırmızı sebze ve meyveleri tüketmeye dikkat edin.
  • Düzenli olarak egzersiz yapın. Egzersiz yapılması halinde de hasta olunmaktadır. Ancak hastalığın belirtileri daha az şiddetli olarak geçirilmektedir. Bununla birlikte iyileşme süreci hızlanmaktadır. Yürüyüş, aerobik gibi düzenli egzersizlerin yapılması da bağışıklık sistemini güçlendirmektedir.
grip nedir

Grip Tedavisi İçin Öneriler

Gripte en kötü durumlardan biri de yaşanan kas ağrılarıdır. Siz bu ağrılarla boğuşurken bağışıklık sisteminiz de virüslerle savaşmaktadır. Bununla birlikte ağrılar nedeniyle hareketler kısıtlanabilmektedir. Bu ağrıların şiddeti ise yaş ve gribin şiddeti gibi farklı etmenlere bağlı olarak değişmektedir. Bazı durumlarda kas ağrılarıyla birlikte ishal, kusma, bitkinlik gibi belirtiler de ortaya çıkabilmektedir.

Gribin hızlı bir şekilde atlatılması büyük bir önem taşımaktadır. Yapılacak bazı uygulamalarla en sağlıklı ve hızlı şekilde bu hastalıktan kurtulabilirsiniz. Gribe ne iyi gelir gelin hep birlikte bakalım.

  • Gribin hızlı bir şekilde atlatılması için tedavinin aksatılmaması gerekmektedir.
  • Gripten kurtulabilmek için bol bol istirahat edilmelidir. Vücudun dinlenmesi için istirahat mutlaka gerekmektedir.
  • Yeterli şekilde uykunun alınması gerekmektedir.
  • Sıvı tüketimine dikkat edilmelidir. Özellikle karışık bitki çayları ile kendinizi rahatlatabilirsiniz. Ayrıca bol bol su içilmelidir.
  • Beslenmeye dikkat edilmeli, bağışıklık sistemini güçlendirecek besinler tüketilmelidir.

Gribe İyi Gelen Çaylar ve Besinler

Grip için iyi gelen çaylar antioksidan, vücudun güçlenmesine yardımcı vitamin ve mineralleri içermektedir. Ancak içerisinde bulunan etken maddeler nedeniyle de bazı yan etkileri olabilmektedir. Bu nedenle gribe iyi gelen çayların içeriğini incelemeden içilmemesi gerekmektedir. Yüksek dozda tüketilmesinden de uzak durulmalıdır. Grip tedavisinde düzenli ilaç kullanılıyorsa ve gebelik ya da emzirme döneminde olunması durumunda herhangi bir bitkisel ürün takviyesi kullanımından önce mutlaka doktora başvurulmalıdır. Bitki çayları grip belirtilerinin hafifletilmesi için kullanılmaktadır. Bu çaylardan zencefil, nane, okaliptüs ve mate çayları grip semptomlarının giderilmesinde etkili olan etken maddeleri içermektedir.

Grip etkilerinin vücuttan hızlı bir şekilde atılması için genel olarak vücudu güçlendirecek, C vitamini bakımından zengin olan gıdalar ve içeceklerin tüketimi önerilmektedir. Gribe iyi gelen besinlerden bazıları ise şöyledir:

  • Haşlama balık
  • Tavuk suyu
  • Taze sıkılmış meyve suları
  • Haşlama tavuk
  • Tavuk ve sebze çorbaları
  • Portakal, greyfurt, mandalina gibi turunçgiller
  • Zencefil çayı
  • Adaçayı
  • Limonlu çay
  • Kuşburnu çayı
  • Okaliptüs çayı
  • Ekinezya çayı
  • Papatya çayı

The post Gribe Ne İyi Gelir? appeared first on Genç Klavye.

]]>
https://www.gencklavye.com/gribe-ne-iyi-gelir/feed/ 0